Absürt Filmler Listesi
Absürt Filmler Listesi
37
Film
1 dk.
Okuma Süresi
24 bin
Görüntülenme
Bu sayfayı İngilizce oku
Olağan bir film anlayışının dışında absürt (absurd) filmlerde; görsel, öykü, sinematografik ve türe bağlı yapılar çok kısa sürelerde belirgin şekilde yıkılarak izleyicisine benzersiz bir atmosfer deneyimi yaşatabilmektedir.
BM
Bahadır Mahmut
Küratör
İlişkili Akımlar ve Temalar
221bin okuma
Kült Filmler Listesi
1bin okuma
Absürt Komedi ve Mizah Filmleri Listesi
Listede yer alan filmler aşağıdaki unsurlar da gözetilerek, izleyicisinin normal film izleme alışkanlıklarını bozacak şekilde belirlenmiştir. Kült Filmler Listesinde yer alan filmler gibi bu liste de dönem, tür, alt tür veya akımlara bağlı kalmadan sinemanın tüm çeşitliliği içerisinden seçilen filmler ile oluşturulmuştur.
Filmlerde Anlam
Filmler; görsel ve işitsel ögeleri kullanarak öyküyü oluşturur ve öykü ile izleyicisinde anlam oluşturmaya çalışır. Görsel, işitsel ögeler ve sonrasında öykü sadece anlam için çalışır.
Bunların uyumlu şekilde çalışması için hem belirli kural ve tekniklerin uygulanması hem de izleyici alışkanlıklarının gereğinden fazla zorlanmaması gerekir, tam bir denge kurulmalıdır.
Absürt Film Nedir?
Absürt filmler denge kurmazlar. Aksak yapıları bazen dengeyi kurmalarına yardımcı olan ögeleri dahi filme dahil etmez. Örneğin; öykü içerisindeki çelişkiler ve zıtlıklar üzerine kurulur. Öykü içerisinde çelişkiler ve zıtlıklar ile kutuplaştırılan ögelerin değerleri er ya da geç öykü yapısına göre birbirini dengeler duruma gelir. Serim, düğüm ve çözüm. Zengin oğlanla, fakir kız filmin başında birbirlerinden nefret ederken, filmin ortalarına doğru birbirleri için savaşmaya başlar, filmin sonunda ise bir şekilde kavuşurlar.
Bu öykü yapısı absürt bir film içerisinde bambaşka bir hal alabilir. Örneğin serim, çözüm, ögeleri yer değiştirebilir eksilebilir veya artabilir. Ve belki bu ögeler hatta öyküye bile yer verilmeye bilir.
Aynı durum görsel ve işitsel ögeler içinde geçerlidir. Görsel ve işitsel ögeler filmlerde anlam, dönem, tutarlılık, teknik, öykü ve diğer unsurlara göre belirlenirken tam bir tutarlılık ve uyum göstermeleri duygunun doğru şekilde izleyiciye aktarılması için önemlidir. Absürt filmler öykü yapısını kırdıkları gibi bunu da kırarlar. Hiç beklenmedik oranlar ve yaklaşımlarda görsel ve işitsel bir deneyim yaşamak Absürt filmler için olağandır.
En İyileri
House (1977)
Monty Python and the Holy Grail (1975)
Mind Game (2004)
Buffet Froid (1979)
Fantastic Planet (1973)
Big Man Japan (2007)
Closely Watched Trains (1966)
Executive Koala (2006)
Songs from the Second Floor (2000)
Trash Humpers (2010)
Seçki Listesi
Küratörün Sıralaması
1. Schizopolis (1997) – Steven Soderbergh
Fletcher Munson, yapay bir kişisel gelişim tarikatının ofisinde ruhsuz mesai saatlerini tüketiyor. Steven Soderbergh, absürt mizahın sınırlarında gezinen bu fantasy denemesinde modern insanın sıkışmışlığını tuhaf bir karikatüre dönüştürüyor. Sistem dişlileri arasında kaybolmuş bu hayatta, beklenmedik bir ikizlik hali ortalığı karıştırıyor. Dişçi muayenehanelerinden suikast fısıltılarına uzanan bu tıkız havada, hiçbir şey yerli yerinde durmuyor.
Film
2. The Captive (2014) – Atom Egoyan
Niagara şelalelerinin soğuk buharıyla çevrili karlı yollarda, kayıp bir çocuğun gölgesi sekiz yıl boyunca aile hayatını ve ebeveynlerin zihnini kemirir. Atom Egoyan, bu karanlık suç ve dram sarmalında izleyiciyi gizli kameraların ve dijital ağların gözetim altındaki dünyasına çeker. Yıllar sonra ortaya çıkan sarsıcı ipuçları, polis dedektiflerinin soğuk takibiyle birleşirken, paramparça olmuş geçmiş yeniden su yüzüne çıkar. Gözlerden uzak roadside kafelerde ve tenha sokaklarda yankılanan şüphe, karakterleri geri dönüşü olmayan bir gerilim ağının içine hapseder.
Fragman
3. The Calamari Wrestler (2004) – Minoru Kawasaki
Şampiyonluk kemerini henüz beline dolamış bir güreşçinin karşısına dev bir mürekkep balığı çıktığında, ringdeki tüm ezberler bozulur. Minoru Kawasaki imzalı bu absürt komedi, profesyonel güreş dünyasının pompalanmış egosunu ve ciddi maskesini okyanusun derinliklerinden gelen beklenmedik bir rakiple tiye alıyor. Koji Taguchi, kariyerinin en sert ve en tuhaf sınavını verirken, bu dev kalamar kasabanın tozlu sokaklarında ve sıradan insanların hayatlarında iz bırakmaya başlar. Ciddiyetle saçmalığın birbirine karıştığı bu tuhaf gösteri, sinemanın en nevi şahsına münhasır köşesinden sesleniyor.
Film
4. Executive Koala (2006) – Minoru Kawasaki
Turşu şirketinde çalışan iki metre boyunda takım elbiseli bir koala, Tokyo'nun gri sokaklarında sıradan bir hayat sürer. Minoru Kawasaki'nin imzasını taşıyan bu kara komedi, ofis rutinleri ile absürt bir kabusun sınırlarında gezinir. Sevgilisinin cinayetiyle suçlanan Bay Tamura, hafıza boşluklarıyla dolu zihninde gerçeği ararken dev bir tavşan ve kurbağanın eşlik ettiği tuhaf bir kaosa sürüklenir.
Film
5. Time Masters (1982) – René Laloux
Dev sarı arıların vahşi saldırısından geriye kalan tek şey, Perdide çölünün ortasında sinyal veren hurda bir araç ve yalnız bir çocuktur. René Laloux'nun uzay yolculuğu ekseninde kurduğu bu tehlikeli kurtarma görevi, izleyiciyi yavaş yavaş yutan ıssız bir coğrafyaya bırakır. Jaffar ve ekibi yıldızlar arası boşlukta ilerlerken, zaman ve mesafe kavramı geride kalır. Yetişkin animasyonu estetiğinin getirdiği keskin çizgiler, gezegenin yabancı dokusuyla birleşir.
Film
6. Spirited Away (2001) – Hayao Miyazaki
Arabanın arka koltuğunda, yeni bir şehre taşınmanın huzursuzluğuyla somurtan on yaşındaki Chihiro, terk edilmiş bir eğlence parkının eşiğinden geçerek hayatının en tekinsiz rüyasına adım atıyor. Anne ve babasının doymak bilmez iştahları yüzünden domuza dönüştüğü o alacakaranlık anı, bildiği dünyanın sınırlarını tamamen sıfırlıyor. Hayao Miyazaki, bu anime yapımında bizi kuralları baştan yazılmış, kadim ruhların dinlendiği devasa bir hamamın koridorlarına bırakıyor. Japon mitolojisinin tuhaf yaratıkları ve her köşesinden duman sızan bu paralel dünya, Chihiro için sadece hayatta kalma mücadelesi değil, kendi ismini geri alma savaşına dönüşüyor. Kömür karası is kurumlarından huysuz cadılara uzanan bu karanlık atmosferde, çocukluğun kırılganlığı yerini sessiz bir dirence bırakıyor. Detaylarla örülmüş fantastik evren, izleyiciyi puslu bir rüya hissinin içine çekiyor.
Fragman
7. Trash Humpers (2010) – Harmony Korine
Tennessee sokaklarının soluk ışığında, ellerindeki maskelerle gecenin karanlığına karışan yaşlı bir grup insan dolaşıyor. Nashville kenar mahallelerinin arka sokaklarında kaybolan bu tuhaf siluetler, ellerindeki eski kameralarla kendi yıkımlarını kaydediyor. Harmony Korine imzalı bu karanlık komedi, izleyiciyi normalliğin sınırlarının çok ötesinde, rahatsız edici ve pürüzlü bir kabusun içine çekiyor. Buluntu film estetiğiyle şekillenen bu sapkın yolculuk, Amerikan rüyasının kabusa döndüğü noktada, izleyicisini zihnin en ücra köşeleriyle baş başa bırakıyor.
Film
8. Top Secret! (1984) – Jim Abrahams, Jerry Zucker, David Zucker
Doğu Almanya'nın soğuk ve gri sokaklarında yankılanan bir gitar sesi, dönemin tüm siyasi gerilimini bir anda tiye alıyor. Jim Abrahams ve ekibinin elinden çıkan bu anarşik komedi, Elvisvari rock and roll ritimlerini casusluk filmlerinin kalıplarıyla birleştiriyor. Nick Rivers adındaki popüler Amerikalı şarkıcı, kendisini bir anda Doğu Alman rejimine karşı kurulan yeraltı direnişinin ortasında buluyor. Sahne ışıklarından kaçıp gizli geçitlere ve hapishanelere uzanan bu absürt macera, her köşesinde sinema tarihinin en bilindik klişeleriyle alay eden mizahi detaylar barındırıyor.
Fragman
9. Gandahar (1987) – René Laloux
Gandahar’ın huzurlu topraklarında doğayla barış içinde yaşayan halk, sınırda yaşanan tuhaf olaylarla sarsılır. Doğa ile teknolojinin iç içe geçtiği bu evrende, uzak uçlardaki vatandaşların birer birer taşa kesmesi idil düzeni tehdit eder. René Laloux, bu yetişkin animasyonunda bizi surrealizm sularında gezinen görsel bir şiire davet ederken, utopia kavramının kırılganlığını masaya yatırır. Sylvain, yaklaşan istila tehlikesini çözmek üzere bilinmeze doğru uzun bir yola çıkar.
Fragman
10. Orlando (1992) – Sally Potter
Kraliçe Elizabeth'in sarayında zamanın akışına meydan okuyan genç bir soylu, şiire ve dünyaya tutkuyla bağlıdır. On yedinci yüzyıl Londra sokaklarından Osmanlı İmparatorluğu'nun gizemli topraklarına uzanan bu serüvende, cinsiyetin ve kimliğin sınırları yavaş yavaş silinir. Sally Potter, sinema perdesinde seyirciye doğrudan bakarak kurduğu o ironik mesafeyle, yüzyıllar boyunca süren bu estetik ve felsefi dönüşümü kendine has bir dille perdeye taşıyor.
Film
11. The Juniper Tree (1990) – Nietzchka Keene
İzlanda'nın buz tutmuş kayalıklarında, kadim bir masalın karanlık sularında buluyoruz kendimizi. Annesini büyücülük suçlamasıyla kaybeden iki kız kardeş, sığınacak bir kapı ararken orta çağın rüzgarlı topraklarında yollarını bulurlar. Nietzchka Keene'in yönetmenliğinde şekillenen bu mistik dünya, izleyiciyi hemen içine çeken sert bir gerçeklikle kuruluyor. Ev sahibi Johan ve öfkeli oğlu Jonas'ın sessiz evine katılan kardeşler, kırılgan bir aile tablosu çizer. Ancak görünmeyeni çağıran kadim ritüeller ve filizlenen gizli güçler, bu mesafeli sığınağı yavaşça tehdit etmeye başlar. Doğanın ve insan ruhunun en ıssız köşelerinde geçen bu dram, masalların o masum yüzünün ardındaki karanlığı hatırlatıyor.
Film
12. Holy Motors (2012) – Leos Carax
Beyaz bir limuzin Paris'in sabah sisini yararak ilerlerken, arka koltuktaki adam günün randevularına hazırlanıyor. Peruklar, maskeler ve kıyafetler arasında kaybolan bu adam, her durakta bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Leos Carax'ın yönettiği bu dram ve fantastik yolculuk, sokaklardan mezarlıklara uzanan tuhaf bir mesainin ritmini tutuyor. Bir dilenciden bir katile, bir aile babasından hilkat garibesine dönüşen bu adamın neyi aradığı belirsizliğini koruyor. Sadece kameraların ve oyunculuğun sınırlarında gezinen bu tekinsiz varoluş, izleyiciyi gerçeğin ve kurgunun birbirine karıştığı absürt bir Paris gününe davet ediyor.
Film
13. PlayTime (1967) – Jacques Tati
Çeliğin ve camın hükmettiği soğuk bir Paris sokaklarında, Monsieur Hulot adımlarının nereye varacağını bilmeden ilerliyor. Modern toplumun labirent gibi ö ördüğü bu devasa ofisler ve fütüristik yapılar, insanı yutmaya hazırdır. Jacques Tati, insanı makineleşen dünyanın ortasında yalnız bırakan bu taşlaşmış dekoru hiciv dolu bir keskinlikle beyaz perdeye taşıyor. Amerikalı turistlerin kalabalık gruplar halinde kaybolduğu bu coğrafyada, her köşe başında yeni bir karmaşa baş gösteriyor. Şehrin kaotik ritmi, tamamlanmayı bekleyen mekanlarda ve birbirini teğet geçen hayatların inatçı uyumsuzluğunda yankılanıyor.
Film
14. Cosmos (2015) – Andrzej Żuławski
Şehirden uzaktaki o eski pansiyona kapanan iki genç adam, yaz aylarının tembel akışını bozacak bir düzen arar. Andrzej Żuławski'nin absürt ve gerilimli evreninde, sıradan görünen her detay zihinsel bir labirentin parçasına dönüşür. Havada asılı duran tuhaflıklar, kırık şemsiyeler ve masadaki anlamsız işaretler, yavaş yavaş ortak bir paranoyayı besler.
Fragman
15. Synecdoche, New York (2008) – Charlie Kaufman
Grip salgınının ve bitmek bilmeyen hastalıkların gölgesinde, Schenectady sokaklarından devasa bir depo dekoruna uzanan tekinsiz bir zihin haritası. Tiyatro yönetmeni Caden Cotard, hayatın ve sanatın birbirine karıştığı o devasa boşlukta, kendi ölüm kalım provasını yapmaya çalışıyor. New York şehrinin soğuk betonları arasında, varoluşun teninde bıraktığı o sızılı boşlukla baş başa kalıyor. Charlie Kaufman, dram türünün sınırlarını esneten bu zihinsel labirentte; boşanmalar, sönmüş aşklar ve anlamsızlık hissiyle örülü bir yalnızlık portresi çiziyor. Sahne ile gerçeğin çizgisi silinirken, insan zihninin en karanlık ve kaygılı dehlizlerinde yankılanan tanıdık bir telaş geriye kalıyor.
Fragman
16. Closely Watched Trains (1966) – Jiří Menzel
İşgal altındaki Çekoslovakya'nın sakin bir tren istasyonunda zaman, demiryolunun gıcırtıları ve buharlı trenlerin çıkardığı seslerle akar. Jiří Menzel imzalı bu Çek Yeni Dalgası klasiği, savaşın gölgesinde yetişme çağındaki genç bir dispeçer adayının gündelik telaşlarını merkeze alır. İstasyonun rutin işleyişi arasında arzuladığı yakınlığı kurmaya çalışan genç adam, etrafını sarmalayan büyük tarihi direnişten habersizdir. Komedi ve dramın ince bir çizgide harmanlandığı bu yapım, taşranın boğucu atmosferinde erotizm ile absürtlüğü aynı ray üstünde buluşturuyor.
Fragman
17. Songs from the Second Floor (2000) – Roy Andersson
Kilitlenmiş metal yığınlarının arasında duran gri gökyüzü, modern dünyanın tıkanmış damarlarını hatırlatır. Roy Andersson, bu absürt ve kaotik tabloda yönünü kaybetmiş kalabalıkları izlerken, şehrin beton sokaklarında sessiz bir kıyamet havası estiriyor. Trafiğin tamamen durduğu o uzun dakikalarda, küçük hesaplar yapan insan gölgeleri ve anlamsız koşturmacalar grotesk bir mizahla yüzeye çıkıyor. Komedi ile dram arasında salınan bu şiirsel yolculukta, herkes bir diğerine ulaşmaya çalışıyor ancak ellerinde kalan sadece boşluk oluyor.
Film
18. Zelig (1983) – Woody Allen
1920'lerin buhranlı sokaklarında kimliğini yitirmiş bir adam dolaşıyor. Leonard Zelig, çevresindeki kalabalığa ayak uydurmak uğruna onların kılığına bürünen, bukalemun misali silik bir figür. Woody Allen, sahte belgesel formunu ustalıkla kullanarak bu absürt mizah evrenini kuruyor. Tarihsel arşiv görüntüleri ve eski haber bültenleri arasında ustalıkla gezinen yapım, bireyin toplumsal aidiyet arayışını hiciv dolu bir dille masaya yatırıyor. Zelig’in her kalıba giren yüzü, dönemin ruhunu yakalarken kameralar bu tuhaf şöhret hikayesini adım adım takip ediyor.
Fragman
19. Eating Raoul (1982) – Paul Bartel
Los Angeles apartmanlarının yapışkan havası, muhafazakar bir çiftin boyunu çoktan aşmıştır. Paul Bartel imzalı bu kara komedi, hayallerindeki restoranı açmak için yanıp tutuşan Paul ve Mary'nin sıradan hayatlarını altüst eden tuhaf bir tesadüfü merkeze alıyor. Kapılarını çalan o kaçınılmaz yozlaşma, onları masum birer evli çiftten mesafeli birer katile dönüştürürken, suç ortağı oldukları bu karanlık ve absürt yolculukta her şey yavaşça kontrolden çıkıyor.
Film
20. Big Man Japan (2007) – Hitoshi Matsumoto
Tokyo'nun eskimiş evlerinden birinde tek başına yaşayan Daisato, Japonya'yı grotesk dev yaratıklardan korumak için yüz fitlik bir deve dönüşüyor. Ancak bu tuhaf bilimkurgu evreninde asıl mesele devasa canavarlarla kapışmak değil; komşuların gürültü şikayetleriyle baş etmek ve aile krizlerini yönetmek. Hitoshi Matsumoto'nun yönettiği film, süper kahraman mitini sıradan bir adamın sıkıcı ve yorucu rutinine indirgiyor. Daisato sırtındaki yükü taşımaya çalışırken, sokaklarda bıraktığı yıkım ve reklam peşindeki menajerler hayatını her geçen gün biraz daha çekilmez kılıyor.
Fragman
21. Fantastic Planet (1973) – René Laloux
Devasa mavi tenli uzaylıların hükmettiği Ygam gezegeninde, insanlık evrim çizgisinin en alt basamağına hapsolmuş durumda. René Laloux imzalı bu 2d animasyon, uzay yolculuğu temasını distopya ve gerçeküstü imgelerle örerek izleyiciye aktarıyor. Draag çocuklarının oyuncağına dönüşen ya da vahşi doğada birer haşere gibi avlanan insan Omların dünyası, mekanik ve soğuk bir tahakküm mekanizması üzerine kuruludur. Çek ve Fransız animasyon geleneklerinin buluştuğu bu özgün evren, seyirciyi yabancı bir gezegenin keskin atmosferiyle baş başa bırakıyor.
Film
22. Pigsty (1969) – Pier Paolo Pasolini
Volkanik çöllerin vahşi ıssızlığında, insan etine doymayan bir yamyamın sessiz ve tekinsiz adımlarıyla başlar her şey. Pier Paolo Pasolini, bu sarsıcı drama katmanında tarihin belirsiz boşluklarında gezinirken, uygarlığın en temel yasalarını tersyüz eder. İkinci hikaye ise savaş sonrası Almanya'nın gri endüstriyel tavanları altında geçer. Zengin bir sanayicinin oğlu olan Julian, insan topluluklarının ikiyüzlülüğünden kaçarak sığınağı domuz çiftliğinde bulur. Sosyal bir uyumsuz olarak yaşayan genç adam, dünyayla bağını tamamen koparır. Hayvanların arasında kurduğu bu karanlık ve saplantılı bağ, düzenin sınırlarını zorlar. Kamera, karakterlerin içsel çürümüşlüğünü mesafeli ama keskin bir gözle kayda geçer.
Film
23. Liquid Sky (1982) – Slava Tsukerman
Manhattan'ın neon ışıkları altında, punk rock sokaklarının ve uyuşturucu buğuunun ortasında her şey fazlasıyla solgun başlar. Sekiz binanın çatısına tırmanan minik bir UFO, insan beynindeki en saf hazzı ararken Slava Tsukerman'ın kamera arkasında kurduğu bu bilimkurgu ve gerilim kâbusunda, yeraltı dünyasının yabancılaşmış yüzlerini tek tek tarar. Gece kulüplerinin parıltısı ile uyuşturucu krizlerinin griliği birbirine karıştığı an, uzaylı varlık insanlığın en karanlık köşelerine sessizce sızar.
Film
24. Gummo (1997) – Harmony Korine
Xenia kasabasının arka sokaklarında zaman, geçmişte kopup gelen kasırganın bıraktığı enkazla birlikte donmuş gibi akar. Solomon ve Tummler, beton duvarların arasında, sprey hoxaları ve amaçsız avlanmalarla bu boşluğu doldurmaya çalışır. Harmony Korine imzalı bu kara komedi, kural tanımaz genç erkek dostluğunun ve banliyö çürümesinin en ham halini ekrana taşır. Sokaklarda dolaşan yalnız yüzler, kasabanın tozlu havasında kendi absürt ritimlerini yaratır. Hiçbir yere varamayan bu sürükleniş, seyirciyi modern hayatın kenar mahallelerindeki kasvetli bir zihin haritasıyla baş başa bırakır.
Fragman
25. Bad Boy Bubby (1993) – Rolf de Heer
Otuz yıl boyunca dışarıdaki havanın zehirli olduğuna inandırılarak aynı odaya hapsedilen Bubby, annesinin kurduğu bu boğucu tecridin sınırlarından nihayet kurtuluyor. Adelaide sokaklarına adım attığında, yabancısı olduğu bu modern ve nihilist dünya onun için hem ürkütücü hem de keşfedilmeyi bekleyen absürt bir labirente dönüşüyor. Rolf de Heer imzalı bu yapım; suç, dram ve komediyi harmanlayan tedirgin edici atmosferiyle izleyiciyi alışılmışın dışında bir sokak serüvenine sürüklüyor. Naiflik ile deliliğin ince çizgisinde ilerleyen bu garip yolculuk, karakterin gözünden kentsel hayatın grotesk gerçekliğini gözler önüne seriyor.
Fragman
26. Black Moon (1975) – Louis Malle
Dünyayı kasıp kavuran bir cinsiyet savaşının gürültüsünden kaçan genç bir kız, doğanın ortasındaki terk edilmiş gibi duran bir çiftlik evine sığınır. Louis Malle'in yönettiği bu sürreal fantezi evreni, rüya ile kabus arasında salınan tuhaf bir ritme sahip. Evin içinde sessizce dolanan tek boynuzlu at, radyosuyla dünyaya tutunan yaşlı kadın ve tuhaf ilişkiler ağındaki kardeşler, mantığın geçerli olmadığı bir dünyanın kapılarını aralıyor. Kırsalın sakinliği, gerilim ve tekinsizlik barındıran absürt bir aile tablosuyla sarıp sarmalanmış durumda. Gerçekliğin kaybolduğu bu sığınakta, zamanın akışı tamamen değişiyor.
Fragman
27. Eraserhead (1977) – David Lynch
Radyatörün arkasındaki o buhar sesini ve tuhaf bir hiçlik hissini taşıyan gri sokaklar, Henry Spencer'ın dünyasını kuruyor. David Lynch'in ellerinden çıkan bu kabus, izleyiciyi endüstriyel bir rüyanın içine hapsediyor. Gece yarısı evde yankılanan o dayanılmaz çığlık, sadece yeni doğmuş bir bebeğin ağlaması değil, claustrophobia hissini tetikleyen mekanik bir işkenceye dönüşüyor. Siyah beyaz dokunun ve tekinsiz sessizliğin arasında, ebeveyn olmanın dehşeti surrealism sınırlarında geziniyor. Henry, mutasyona uğramış bu evrenin içinde, tuhaf kayınvalidesi ve öfkeli sevgilisiyle birlikte sıkışıp kalmış durumda. Her köşede başka bir tedirginlik var.
Film
28. Buffet Froid (1979) – Bertrand Blier
Paris’in tenha, beton yığınları arasında yankılanan boşluk hissi, Alphonse Tram’ın adımlarıyla başlar. Ne işlediği suçları hatırlar ne de etrafındaki absürtlükten kaçabilir. Yalnızlık, beton metro istasyonlarında ve kimsesiz sokaklarda katlanarak büyür. Bir komşu bulur; bu, hayatın monotonluğunu sorgulayan bir polis müfettişidir. Bertrand Blier imzalı bu kara komedi, tekinsiz bir Paris gece yarısında zihni ele geçirir. Suçun ve rastlantının iç içe geçtiği bu tekinsiz evrende, karakterler kendi gölgeleriyle boğuşur.
Fragman
29. Mind Game (2004) – Masaaki Yuasa
Çocukluk aşkının peşinden sürüklenen talihsiz Nishi, yakuza ile yaşadığı ani ve sert karşılaşmanın ardından kendini bekletilmeyen bir ölüm kalım döngüsünde bulur. Masaaki Yuasa'nın yönettiği bu vahşi yetişkin animasyonu, izleyiciyi sıradan bir kaçış hikayesinden çıkarıp absürt ve psikedelik bir bilinç akışına fırlatır. Gerçeklik ipinin koptuğu bu animasyon evreninde; cennetin kapılarından dönen karakterler, komedi ve dram arasında mekik dokuyan bir hayatta kalma mücadelesine girişir. Kuralların ve fizik yasalarının geçerliliğini yitirdiği sahneler, izleyiciyi zihinsel sınırları zorlayan grotesk bir görsel maratona davet eder.
Fragman
30. Brazil (1985) – Terry Gilliam
Kalorifer borularının tıngırtısı ile evrak dağları arasında sıkışıp kalmış bir ofis hayatı düşünün. Terry Gilliam, bu karanlık komedi evreninde, gri masaların ve absürt bir bürokrasinin hüküm sürdüğü bir geleceği resmediyor. Sam Lowry, günün monotonluğundan kaçmak için sürekli rüyalara sığınan, sistemin dişlileri arasında kaybolmuş sıradan bir memur. Gerçeklik ile hayaller birbirine karışırken, devasa bir devlet mekanizmasının içinde yönünü bulmaya çalışıyor. Buharın, kabloların ve tuhaf makinelerin gölgesindeki bu distopya, izleyiciyi Kafkaesk bir labirentin ortasında bırakıyor. Yanlış anlaşılmaların ve kaotik patlamaların gölgesinde ilerleyen bu yolculuk, sistemin absürtlüğünü gözler önüne seriyor.
Film
31. Santa Sangre (1989) – Alejandro Jodorowsky
Mexico City'nin tozlu sokaklarında sirk çadırlarının ve ucubelerin gölgesinde yankılanan bir çığlık bu. Ruh sağlığı hastanesinin soğuk duvarlarından kaçan genç bir adam, kendini kollarını kaybetmiş annesinin kurduğu tuhaf inancın ve karanlık ayinlerin tam ortasında bulur. Alejandro Jodorowsky, travmanın ve deliliğin sınırlarında gezen bu korku ve dram sarmalında, izleyiciyi gerilim dolu bir kabusun içine çekiyor. Sahne ışıklarının sönüldüğü yerde trajik bir zihin haritası açılıyor.
Film
32. Begotten (1991) – E. Elias Merhige
Tanrı'nın ölümünün ardından çorak bir toprakta başlayan doğanın sancılı yeniden doğumunu izliyoruz. E. Elias Merhige, sinemanın sınırlarını zorlayan bu avangart deneyde izleyiciyi kelimelerin bittiği karanlık bir evrene çağırıyor. Görüntüler neredeyse tamamen soyutlanmış bir kâbusu fısıldıyor. Çıplak ormanların ortasında yankılanan vahşet, izleyicisini rahat konfor alanından tamamen koparıyor. Kamera, en ilkel dürtülerin ve çürümenin izini sürerken hiçbir teselli sunmuyor. Tam anlamıyla tekinsiz bir görsel işitsel deneyim.
Film
33. Ichi the Killer (2001) – Takashi Miike
Kabukicho sokaklarında kaybolan bir yakuza liderinin izini sürmek, Kakihara'yı acının sınırlarını zorlayan bir arayışa iter. Takashi Miike yönetmenliğindeki bu suç ve korku sarmalında, yeraltı dünyasının karanlığı neon ışıklarıyla boğuşur. Kakihara, aradığı o benzersiz hissi bulabileceği psikotik bir katille, Ichi ile karşılaşmak üzeredir. Bıçaklar, piercingler ve acımasız bir şiddet bu buluşmanın zeminini hazırlar. Anarşik bir mizah ile şiddetin iç içe geçtiği bu sokaklar, izleyiciyi tekinsiz bir karanlığın ortasında bırakır. Hiçbir kuralın geçerli olmadığı bu dünyada, av ile avcı arasındaki çizgiler tamamen silinir.
Fragman
34. Altered States (1980) – Ken Russell
Karanlık bir tecrit tankının içinde, zihnin en ilkel katmanlarına doğru tehlikeli bir yolculuk başlar. Bilincin sınırlarını zorlayan bu bilimkurgu ve korku deneyinde, geçmiş sadece hatıralardan ibaret değildir. Ken Russell, Harvard yıllarından kalma psikedelik halüsinasyonları ve genetik kökleri merkeze alarak insan doğasının fiziksel sınırlarını zorlar. Fiziksel ve ruhsal dönüşümün eşiğinde, gerçeklik algısı yavaş yavaş çözülür. Laboratuvar ortamının soğukluğu, ilkel ritüellerin ve bilinçaltının karanlığıyla yer değiştirir. Akıl ile delilik arasındaki çizgi, her yeni deneyle birlikte biraz daha silikleşir.
Fragman
35. House (1977) – Nobuhiko Obayashi
Yaz tatilini teyzesinin taşradaki köhne malikanesinde geçirmeye kararlı yedi genç kız, vardıkları bu tuhaf mekanda mantık sınırlarını zorlayan olaylarla yüzleşir. Nobuhiko Obayashi'nin ellerinde şekillenen bu yapım, korku ve komediyi absürt bir potada eritiyor. Kedi figürleri, piyano tuşları ve rengarenk set tasarımları arasında ev, kendi kurallarını yazan yaşayan bir organizmaya dönüşüyor. Deneysel sinemanın sınırlarını zorlayan bu serüven, izleyiciyi klostrofobik olduğu kadar neşeli bir kabusun içine çekiyor.
Fragman
36. This Is Spinal Tap (1984) – Rob Reiner
Amplifikatörlerin ses düğmelerini on bire kadar açan İngiltere'nin en gürültülü metal grubu Spinal Tap, Amerika turnesinde dikiş tutturmaya çalışıyor. Rob Reiner imzalı bu mockumentary, solmuş deri kıyafetler, yarı boş salonlar ve ego savaşlarıyla dolu absürt bir müzik endüstrisi portresi çiziyor. Sahnede parlamaya çalışan yaş almış rockçılar, kulis koridorlarında kaybolurken her anıyla kahkahaya çağırıyor.
Fragman
37. Monty Python and the Holy Grail (1975) – Terry Jones, Terry Gilliam
Kral Arthur ve sadık yaveri tahta atları olmadan İngiltere topraklarını aşarken, çamurun ve absürtlüğün ortasında Yuvarlak Masa şövalyelerini toplama derdine düşer. Terry Jones ve Terry Gilliam'ın yönettiği bu anarşik komedi, kutsal kase arayışını resmiyetten tamamen arındırır. Kılıç dövüşleri sakat kalmış kara şövalyelerle yapılan absürt tartışmalara dönerken, Camelot kapılarından içeri adım atmak bile başlı başına saçma bir maceraya dönüşür. Tarihsel dekorlar ve ucuz bütçeli numaralar bir araya gelerek orta çağ mitolojisini yerle bir eder.
Fragman
İlişkili Akımlar ve Temalar
221bin okuma
Kült Filmler Listesi
1bin okuma
Absürt Komedi ve Mizah Filmleri Listesi
Anasayfa
Film
Kürasyon
Kritik
Menü