B Filmler Listesi
31
Film
4 dk.
Okuma Süresi
16 bin
Görüntülenme
Bu sayfayı İngilizce oku
İçindekiler
B Film (B movies) listesi, Hollywood'un altın çağında ekonomik zorluklar sebebiyle ortaya çıkmış, sonrasında tüm dünyada benzerleri çekilen içerisinde kült, bağımsız ve istismar sinemasının önemli örneklerini barındıran B film seçkisinden oluşur.
BM
Bahadır Mahmut
Küratör
İlişkili Akımlar ve Temalar
22bin okuma
Bağımsız Filmler Listesi
1,2bin okuma
Cinema of Attractions
B Film
B film, Hollywood'un altın çağında yaşanan Büyük Buhran sebebiyle ekonomik çöküşün eşiğine gelen sinema sektörünün daha fazla izleyiciyi salonlara çekebilmek için sisteme dahil ettiği düşük maliyetli filmlerdir.
B filmler, izleyiciye ulaştırılmak istenen asıl film olan A filmlerin ardından sinema salonlarında gösterilen, düşük maliyetli, sanatsal ve teknik açıdan genellikle yeterli olmayan filmler olarak ortaya çıktı.
B Film Nedir?
B film ismi A film olarak nitelendirilen filmlerin sonrasında gösterilen filmlerin alfabetik sırada aldıkları isimdir. Genellikle hatalı şekilde B filmlerin, düşük bütçeli ve profesyonellikten uzak filmler olmaları sebebiyle kötü (bad) kelimesini baş harfi ile isimlendirildikleri düşünülür.
B Filmlerin Kısa Tarihsel Gelişimi
Amerika'da 1929 yılında başlayan Büyük Buhran tüm sektörler gibi sinema sektörünü de olumsuz şekilde etkiledi. Film üretim ve gösterim maliyetleri artarken ekonomik olarak zayıflamış seyirci, tasarruf amacıyla daha az sinemaya gitmeye başladı. New England’da bulunan sinema salonları kötü gidişatı durdurmak için izleyicilerine tek bilet fiyatına artarda iki film (double features) göstermeye başladı. Bu yöntem ekonomik olarak daralma yaşanan bir ortamda sinema biletini daha değerli hale getirdi. Çözüm işe yaradı ve izleyici sayısı arttı. Kısa zaman içerisinde iki film birden uygulaması farklı şekillerde ülkeye yayılmaya başladı.
İki film birden sisteminin yaygınlaşmasına karşın özellikle büyük film üreticilerine bağlı salonların elinde bulunan iki üst seviyede film göstermesi maliyetlerini beklenmedik şekilde artırdı. Bu sorunu çözebilmek için büyük sinema salonları ilk olarak A film olarak nitelendirilecek üst seviyedeki filmi ardından ise B film olarak nitelendirilecek düşük maliyetli filmi gösterme yolunu tercih etti. Çıkış döneminde B filmler maliyet, süre ve nitelik olarak kategorize edilmeye başlandı:
Major Studio B Film
Büyük Beşli olarak bilinen MGM, Paramount, Warner Bros., Twentieth Century Fox, ve RKO tarafından çekilen “major studio B film”leri.
Major-Studio Programmers
Salonun program uygunluğuna göre A veya B olarak gösterime alınabilecek B filmler “major-studio programmers”.
Smaller Company Bs
Daha çok Monogram, Republic, and Producers Releasing Corporation (PRC) gibi firmalar tarafından çekilen “smaller company Bs”.
Poverty Row
1920'lerden 1950'lere kadar Hollywood'ta küçük yapım firmaların çektiği çok düşük bütçeli “Poverty Row” olarak adlandırılan B filmler. B filmlerin finansal olarak farklılaşan bu tipleri arasında sanatsal ve teknik açıdan genellikle büyük farklar oluyordu. Örneğin major studio programmerlar, smaller compay B filmlerine göre teknik ve artistik açıdan çok daha yeterli filmlerdi. İki film birden gösterim yöntemi ekonomik çöküş içindeki izleyici, sinema salonu, sektör çalışanları, film yapımcıları için olumlu sonuçlar ortaya çıktı. Film izleyicileri aldıkları tek bilet ile A ve B tipinde gösterilen iki filmi birden izleme avantajını elde ettiler. Bu durum basit bir finansal avantaj dışında ekonomik sistemin çöküşünün kişilerdeki psikolojik etkilerini azaltması açısından da önemliydi. Özellikle B filmler izleyiciyi içinde bulunulan ekonomik çöküşten tamamen sıyıracak nitelikteydi.
Sinema salonları yüksek maliyetli ve az izlenen A filmlerin ardına düşük maliyetli B filmleri koyarak bilet satışlarını çok düşük maliyetlerle arttırdı, karlılıklarını yükseltti. Büyük Buhranda ekonomik sebeplerden ötürü ortaya çıkan B filmler kısa zamanda yapımcısından izleyicisine kadar sinema sektörü içerisindeki her bileşenin denenip test edildiği bir alan dönüştü. Düşük maliyetlerine rağmen getirdiği kazanımlar sebebiyle B filmlerin devamlılığı Büyük Buhran sonrasında da devam etti. Sinemanın neredeyse herkese açık ve herkes tarafından kabul gören bu alanı sadece Amerika’da değil tüm dünyada sinemanın gelişimi için önem arz etti. Dünya genelinde B filmler ana akım filmlerden farklı olarak izleyici salona çekebilmek için çok fazla risk alıp, şok etkisi yaratarak sınırları sürekli zorladı. Bu şekilde çekilen B filmler birçok kült, absürt, yasaklı, bağımsız filmin ortaya çıkması için önemli bir alan yarattı. Kült, absürt, yasaklı ve bağımsız filmlerin yanında sex, çıplaklık, ırk, sosyal sınıf, şiddet ve daha birçok konuda yasal, ahlaki ve toplumsal sınırları zorlayan istismar filmi türü de B film kapsamı altında genişledi. Teknik ve içerikte alınan risklere benzer şekilde oyuncu kadrosu ve teknik ekipte de belirli riskler alındı. B film sinema kariyerine başlamak için kolay bir ilk adıma dönüştü. B film ile kariyerine başlayan bir çok kişi A filmlerde ve ileride televizyonda kariyerine devam edebilmek için gerekli tecrübeyi kazandı.
1950'lere kadar genelde sinemada gösterim imkanı bulan B filmler, televizyonun yaygınlaşması ile evlere de girmeye başladı. Midnight movies olarak sınıflandırılan filmlerde sıklıkla B filmlere yer verildi. B filmler bağımsız sinema ve istismar sineması için önemli bir çıkış noktasıydı. Filmlerin içerikleri zorlayıcı olabiliyordu. Ana akım dışındaki B filmler daralıp genişleyen yasaklamalar ve mali sebeplerden ötürü farklı gösterim ortamlarında zaman içerisinde kendilerine yer buldu. Drive-in ve grindhouse'lar B filmler için önemli gösterim ve gelir noktalarıydı. VHS'lerin ve sonrasında internetin yaygınlaşmasıyla B filmler tarihlerindeki en geniş dağıtım kanalına ulaştı. P2P teknolojisi ile izleyici kitlesi geç 20.yy’da kemikleşmeye başladı. B filmler için özelleştirilmiş magazinler, bloglar, web sayfaları ve festivaller B filmlerin zamanla ana akım izleyicisi tarafından da kısmen kabul görmesini sağladı.
B Filmlerin Karakteristik Yapısı
B filmler ile ilgili yanlış bir kanı hepsini "kötü" olduğu bilgisidir. B kısaltmasının "bad" kelimesinden geldiği düşünülür. İçlerinde çok fazla kötü olarak nitelendirilebilecek film de barındırır. Buna rağmen çok fazla kült ve klasik haline gelmiş B film bulunmaktadır. B filmler düşük maliyetlidir. Bu sebeple filmin birden fazla bileşeninde tasarrufa gidilir. Sanat yönetimi, kostüm, makyaj, teknik kadro, görsel efektler, kamera yönetimi ve tüm disiplinler düşük anapara sebebiyle risk altındadır. Filmde belirgin şekilde filme B film tadını veren sorunlar göze çarpar. Bu sorunlar B filminin karakteristiği içerisinde izleyicileri tarafından kabul görür. B film zamanla Hollywood'un altın çağındaki çıkış noktasından sıyrılıp bir film tipi haline gelip dünyada yaygınlaştı. Düşük bütçeli filmlerdeki süreklilik arz eden kritik hatalar tüm dünyada bu filmlerin B tipi içerisine yerleştirilmesine sebep oldu. Çoğu B film finansman eksikliğinden kaynaklanan sorunlarını senaryolarındaki cüretkar tavırlarıyla çözmeye çalışır. Bu şekilde düşük bütçelere rağmen yüksek finansman, uzun süreli araştırma, teknik, sanatsal ve oyunculuk becerileri gerektiren konular cüretkar şekilde işlenir: Dünyalar arası savaşlar, dev yaratıkların şehirleri istilası vb.
Önemli B Film Yönetmenleri
•
Sam Raimi
•
Peter Jackson
•
Lloyd Kaufman
•
John Waters
•
Edward D. Wood Jr.
•
Tobe Hooper
•
Edgar G. Ulmer
•
Ed Wood
•
Godfrey Ho
•
Roger Corman
En İyi B Filmler
Seçki Listesi
Küratörün Sıralaması
1. C.H.U.D. (1984) – Douglas Cheek
New York caddelerini saran buhar ve kanalizasyon kapaklarından sızan o ağır koku, şehrin altındaki başka bir hayatın habercisidir. Sokaklarda artan tuhaf kayıplar, polis teşkilatını ve karanlık tünelleri mesken tutmuş evsizleri huzursuz bir gerilimin ortasında bırakır. Douglas Cheek imzasını taşıyan bu korku ve bilimkurgu karışımı, metropolün alt katmanlarında saklanan mutant varlıkların izini sürerken, yeraltının mutlak karanlığını ve kimsesizlerin dünyasını merkeze alıyor. Şehrin ışıklarından uzakta, kanalizasyonun derinliklerinde nükleer atıkların yarattığı kabus yüzeye çıkmak üzeredir. Bir polis dedektifi ve iz peşindeki bir fotoğrafçı, lağım farelerinden çok daha fazlasıyla dolu bu labirentte gerçeği arar.
Film
2. The VelociPastor (2018) – Bilinmeyen Yönetmen
Ailesini kaybettikten sonra Çin'e giden bir papaz, ruhani bir yolculuğun ortasında adeta antik bir lanetle temas eder. İçindeki öfkeyi kontrol etmeye çalışırken devasa bir dinozora dönüşebildiğini fark eder. Bu absürt korku ve komedi sarmalında yalnız değildir. Sokakların karanlığından gelen bir sex işçisi, ona bu vahşi yeteneği suçlulara ve ninjalara karşı yöneltmesi için ilham verir. Düşük bütçeli estetiğin ve bağımsız sinema ruhunun sonuna kadar hissedildiği yapım, türlerin sınırlarını tamamen esnetiyor. Kamera hareketlerinden dönemsel dokuya kadar her detay, bilerek ve isteyerek b-movie estetiğinin sınırlarında geziniyor. Kanlı sahneler ve ucuz özel efektler, filmin iddiasız tavrıyla birleşince ortaya benzersiz bir gece yarısı eğlencesi çıkıyor.
Film
3. Miami Connection (1987) – Y.K. Kim, Richard Park Wu-sang
Seksenlerin güneş yakan Miami sokaklarında, sokak çeteleri ve uyuşturucu tacirleri şehrin altını üstüne getirmektedir. Gündüzleri bilgisayar derslerinde ter döken, geceleri ise sahnede rock müzik yapan bir dövüş sanatları grubu, bu karanlık ağa karşı durmaya kararlıdır. Yönetmen koltuğunda Y.K. Kim ve Richard Park Wu-sang ikilisinin oturduğu bu aksiyon ve suç dolu yapım, Florida'nın sıcak asfaltında geçen tuhaf bir mücadeleyi ekrana taşıyor. Motosikletli ninjalarla müzisyen kahramanların karşı karşıya geldiği bu eşsiz sokak dövüşü, dönem sinemasının en ilginç karşılaşmalarından birini sunuyor.
Film
4. It Came from Beneath the Sea (1955) – Robert Gordon
Pasifik'in karanlık sularında nükleer denemelerle mutasyona uğramış devasa bir ahtapot, Kaliforniya kıyılarına doğru ilerliyor. Robert Gordon imzalı bu bilimkurgu ve macera klasiği, okyanusun derinliklerinden gelen radyoaktif bir tehdidi perdeye taşıyor. Sahil şeridini esir alan dev yaratık, su altı gerilimini tırmandırırken denizaltı komutanları ve bilim insanları zamana karşı bir yarışa giriyor. Stop-motion estetiğinin harmanlandığı yapım, kıyı şehirlerinin üzerindeki sessiz paniği ve yaklaşan felaketin ağırlığını hissettiriyor.
Film
5. Female Trouble (1976) – John Waters
Noel sabahı istediği o özel ayakkabıları bulamayınca evden kaçan Dawn Davenport, kendini aniden otostop çektiği yolların ve suç dolu sokakların ortasında bulur. John Waters'ın yönettiği bu absürt komedi, ailenin ve toplumun kurallarına bayrak açan asi bir ruhun adım adım şöhrete ve kaosa yürüyüşünü kayda geçirir.
Sokaklarda geçen günlerin ardından gayri meşru bir çocuk, beceriksiz bir koca ve kuaför dükkanından uzanan karanlık bir şöhret vaadi Dawn'ın hayatını şekillendirir. Kara mizahın en keskin tonlarıyla boyanan bu yolculuk, suçun ve marjinalliğin estetiğini gözler önüne sererken seyirciyi kuralların olmadığı bir dünyaya davet ediyor.
Fragman
6. Sharknado (2013) – Anthony C. Ferrante
Los Angeles kıyılarını vuran o devasa kasırga, sadece sokakları su altında bırakmakla kalmıyor; okyanusun en acıcalı avcılarını da doğrudan gökyüzüne taşıyor. Anthony C. Ferrante yönetimindeki bu absürt korku ve komedi labirentinde, suyla dolan caddeler yüzgeçli birer kabusa dönüşüyor. Sahil kasabalarında sörf tahtasıyla dalga kovalamaya benzemeyen bu hayatta kalma mücadelesinde, doğanın kuralları baştan yazılıyor. Fin ve arkadaşları, sular yükselirken şehir merkezinde sıkışıp kalan ailelerini bulmak için çatı aralarında ve sular altındaki bulvarlarda yol alıyor. Testereler ve patlamalarla dolu bu kıyamet provasında, okyanus dehşeti ilk kez karaya bu kadar vahşi bir şekilde tırmanıyor.
Film
7. The Incredible Melting Man (1977) – William Sachs
Satürn halkalarının ardında kapıldığı kozmik ışınların ardından dünyaya dönen bir astronot, yavaş yavaş çözülmeye başlar. William Sachs imzalı bu bilimkurgu korku denemesi, hastane odasından ormanlık araziye taşınan erime halini ve beden deformasyonunu merkeze alır.
Eti eriyen bir bedenin doğada kayboluşunu takip eden süreç, karanlık bir dönüşüm hikayesine dönüşür. Kurbanlarını arayan erimiş bir kütlenin sessiz ve tekinsiz adımları, izleyiciyi klostrofobik bir kabusun içine çeker.
Film
8. Destroy All Monsters (1968) – Ishirō Honda
Yıl milenyum yaklaşırken dünya, dev yaratıkları Monsterland adında korunaklı bir adada kontrol altında tutmaktadır. Ancak bu sessiz tecrit, uzaylı istilasının gölgesiyle aniden bozulur.
Ishirō Honda imzasını taşıyan bu bilimkurgu yapımında, zihin kontrolü altına giren devasa yaratıklar Tokyo'dan New York'a kadar metropolleri hedef alır. Tokusatsu estetiğinin en saf haliyle beyazperdeye yansıdığı bu kaotik dünyada, insanlık hem gökyüzünden gelen tehditle hem de kendi yarattığı canavarlarla yüzleşmek zorundadır.
Fragman
9. Class of Nuke 'Em High (1986) – Lloyd Kaufman, Richard W. Haines
Radyoaktif sızıntının gölgesindeki Tromaville Lisesi, koridorlarında yankılanan tuhaf kahkahalar ve kontamine sokak maddeleriyle yavaş yavaş kontrolden çıkıyor. Lloyd Kaufman ve Richard W. Haines imzalı bu yapım, sekstistler ve absürtlükle harmanlanmış korku sineması damarını, B film estetiğinin en ham haliyle ekrana taşıyor.
Nükleer santralin hemen yanındaki okul hayatı, gençlerin mutasyona uğramasıyla tam bir kaosa evriliyor. Bilim kurgu ve komedinin bu pervasız birleşimi, sıradan bir lise gününü saniyeler içinde kanlı ve eğlenceli bir hayatta kalma mücadelesine çeviriyor.
Film
10. Them! (1954) – Gordon Douglas
New Mexico çöllerinin kızgın kumu üzerinde uzanan tuhaf ayak izleriyle başlar her şey. Atom denemelerinin görünmeyen faturası, doğanın kanunlarını bükmüş ve yerin altındaki karıncaları devasa birer kabusa dönüştürmüştür. Gordon Douglas imzasını taşıyan bu klasik bilimkurgu ve korku kesişiminde, sessiz çöl gecesini bozan şey rüzgar değil, yaklaşmakta olan devasa böceklerin uğultusudur.
Eyalet polisi ve bilim insanları, çölün orta yerinde terk edilmiş bir dükkanda iz sürmeye başlar. Radyasyonun yarattığı bu korkunç mutasyon, askeri birlikleri ve FBI ajanlarını gerilim dolu bir kovalamacanın içine çeker. Karınca yuvalarının karanlık dehlizlerinde sıkışıp kalan insanlık, atom çağının açtığı bu Pandora'nın kutusunu kapatmak zorundadır.
Fragman
11. A Bucket of Blood (1959) – Roger Corman
Kalabalık kafelerin köşesinde görünmez kalan Walter, etrafındaki bohem sanatçı kalabalığına ve hayran olduğu Carla'ya uyum sağlamaya çalışırken sürekli çuvallayan sakar bir garson. Kazara öldürdüğü bir kedinin bedenini alçıyla kaplayıp heykel diye sergilemesi, onun tüm ezikliğini bir gecede siliyor ve bu karanlık maskaralık, absürt bir komedi ile korkunun sınırlarında gezinen proto-slasher tonunu tetikliyor. Roger Corman'ın yönettiği bu yapımda, alkış sesleriyle beslenen hırslar cinayete varan tuhaf bir yaratım sürecine dönüşüyor. Walter'ın elleri artık sadece sıva ile değil, yeni ve korkunç heykeller için can veren insanlarla kirleniyor.
Film
12. The Tingler (1959) – William Castle
Karanlık bir sinema salonunda yankılanan çığlıklar, omuriliğe yerleşen ve korkuyla büyüyen parazit bir yaratığı besler. William Castle imzalı bu korku ve bilimkurgu karışımı, insan bedeninin en savunmasız anını merkeze alıyor.
Bir patolog, çığlık atamadığı için korkudan ölen sağır ve dilsiz bir kadın üzerinde deneyler yapar. Siyah beyaz kareler, laboratuvarın steril havası ile insanın ilkel dehşetini aynı potada eritir. Çığlığın kurtarıcı gücü, ekrandan salonun içine sızan tedirgin edici bir gerilim yaratır.
Film
13. The Giant Claw (1957) – Fred F. Sears
Kutup soğuğunun ve ıssız göklerin altındaki Kanada radarlarında, açıklaması imkansız bir hareketlilik başlar. Uzayın derinliklerinden gelen bu gizemli cisim, bildiğimiz hiçbir fizik kuralına uymaz. Fred F. Sears imzalı bu korku ve bilimkurgu denemesi, devasa boyutlardaki göksel bir tehdidin sivil yaşamı nasıl esir aldığını siyah beyaz tonların arasında kayda geçer. Kanat sesleri gök kubbeyi yırtarken, şehirler sessiz bir paniğe teslim olur.
Film
14. Chopping Mall (1986) – Jim Wynorski
Neon ışıkların sönmeye yüz tuttuğu devasa bir alışveriş merkezi ve kepenklerin arkasında sıkışıp kalmış bir grup genç. Jim Wynorski imzalı bu korku ve bilimkurgu karışımı, seksenlerin sonunda geleceğe duyulan endişeyi kalın plastik kasalar ve titreyen ekranlar üzerinden çağırıyor.
Park Plaza'nın yeni koruyucuları olması için yerleştirilen o parlak metal gövdeli robotlar, aniden ana bilgisayardaki bir arızayla ölümcül silahlara dönüşüyor. Çelik koridorlarda yankılanan her mekanik adım, içerideki gençlerin sabaha çıkma mücadelesini biraz daha daraltıyor.
Film
15. Hard Ticket to Hawaii (1987) – Andy Sidaris
Hawaii güneşinin altında, plaj dalgalarının ve jakuzi keyfinin ardında dönen kirli işler serin esintiyi kesiyor. Gizli görevdeki bir DEA ajanı ile arkadaşı, uyuşturucu ve elmas trafiğinin tam ortasında buluyorlar kendilerini. Andy Sidaris'in yönettiği bu macera dolu yapımda, tehlike adanın her köşesini sarıyor. Karakterler hayatta kalabilmek için dövüş sanatlarında uzman dostlarının yardımına başvuruyor. Tropikal cennet, suç şebekelerinin ve patlamaların merkezine dönüşürken tempo bir an olsun düşmüyor.
Film
16. Samurai Cop (1991) – Amir Shervan
Los Angeles sokaklarında Japon organize suç ağının kök salmasıyla birlikte ortalık sarpa sarıyor. Amir Shervan yönetmenliğindeki bu absürt suç ve aksiyon denemesinde, polisin tek kozu sert bakışları ve keskin kılıcıyla Joe Marshall oluyor.
Yakuza çetesinin kanlı ticaretine karşı sokakları arşınlayan ikili, California güneşinin altında bitmek bilmeyen bir kovalamacanın ortasında kalıyor. Klasik polis ortaklığı dinamiklerini altüst eden yapım, ucuz sinema estetiğini sonuna kadar zorlayan sahnelerle dolu.
Film
17. X: The Man with the X-Ray Eyes (1963) – Roger Corman
Kendi geliştirdiği damlayla dünyanın kemiklerini, katmanlarını ve sırlarını doğrudan görmeye başlayan bir bilim insanının zihni, en nihayetinde kendi yarattığı bu amansız görüşle sınanır. Roger Corman imzalı bu gerilim ve bilimkurgu kesişimi, karanlık bir laboratuvar deneyinin insan algısında açtığı geri dönülmez çatlakları izler.
Las Vegas'ın neon ışıklarından steril hastane odalarına uzanan bu amansız süreç, sadece dış dünyayı değil, insan ruhunun katran karası derinliklerini de şeffaflaştırır. Gözün gördüğü her yeni katman, gerçekliğin konforlu sınırlarını biraz daha ortadan kaldırır.
Fragman
18. The Valley of Gwangi (1969) – Jim O'Connolly
1900'lü yılların tozlu Meksika sınırında, sirk çadırlarını dolduramayan solmuş bir Vahşi Batı gösterisi, kaderini değiştirecek tehlikeli bir keşfin eşiğinde. Yalnızca kurgusal bir macera değil, dönemin sert coğrafyasında hayatta kalma mücadelesi veren kovboyların aniden kendilerini buldukları ilkel bir kabus.
Jim O'Connolly yönetimindeki yapım, stop-motion tekniğinin yarattığı tekinsiz atmosferle izleyiciyi zamanın unuttuğu Yasak Vadi'ye sürüklüyor. Tarih öncesinden kopup gelen devasa bir allosaurus, insan eliyle kurulan kafeslere sığmayacak kadar vahşi ve devasa. Kasaba meydanlarında sergilenmek istenen bu dev canlı, sadece bir gösteri unsuru değil, doğaya yapılan müdahalenin kaçınılmaz yıkımı.
Fragman
19. Basket Case (1982) – Frank Henenlotter
Sokak lambalarının sarı ışığı altında, koca bir hasır sepeti sıkıca kavrayan bir genç New York kaldırımlarını arşınlıyor. Frank Henenlotter imzalı bu korku komodi, şehrin karanlık ve tekinsiz arka sokaklarında soluk alıyor. Sepetin içinde taşınan sır, sadece geçmişin acısını değil, aynı zamanda cerrahi bir bıçakla ikiye bölünmüş tuhaf bir intikam hırsını da barındırıyor. Gecenin ayazında sıradışı bir bağın izini süren bu grotesk ortaklık, izleyiciyi izbe otel odalarından grotesk bir intikam avına sürüklüyor.
Film
20. The Incredible Shrinking Man (1957) – Jack Arnold
Radyasyon ve tarım ilacının havada bıraktığı o zehirli sis, Scott Carey'nin bedenini her geçen gün biraz daha yutmaktadır. Jack Arnold'un yönettiği bu bilimkurgu ve macera klasiğinde, ev, devasa tehlikelerle dolu vahşi bir doğaya dönüşür. Bodrum katının loş gölgeleri arasında, dev bir tarantula ve evcil kedi artık ev sahibi değil, hayatta kalma mücadelesinin acımasız birer parçasıdır. Karı koca arasındaki bağlar erirken, minyatürleşen bir insanın zihninde beliren varoluşsal yalnızlık odalarda yankılanır. Siyah beyaz karelerin yarattığı tekinsiz atmosferde, mobilyalar devasa dağlara, bodrum katı ise amansız bir labirente dönüşür. Scott için her an, en temel var olma mücadelesinin ta kendisidir.
Fragman
21. Hobgoblins (1988) – Rick Sloane
Kötü aydınlatılmış bir film stüdyosunun sessiz koridorlarında, gecenin köründe başlayan kovalamaca ucuz plastik maskelerin ve düşük bütçeli efektlerin dünyasına açılıyor. Güvenlik görevlisiyle başı beladan kurtulmayan uyumsuz gençlerin yolu, laboratuvardan kaçan ufaklık yaratıklarla kesişiyor. Rick Sloane imzalı bu yapım, korku ve komedi unsurlarını harmanlayarak izleyiciyi absürt bir kaosa sürüklüyor. İnsanların en gizli fantezilerini gerçeğe dönüştürürken bir yandan da ölüme götüren bu minik hilkat garibeleri, stüdyo setini adeta bir av sahasına çeviriyor. Bilim kurgu türünün en ucuz ve en eğlenceli köşesinde gezinen film, ciddiyetten uzak tonuyla geceyi kapatıyor.
Film
22. The House with Laughing Windows (1976) – Pupi Avati
Kuzey İtalya'nın dış dünyayla bağı kopmuş kasabasında, çürümeye yüz tutmuş bir kilise duvarındaki o ürkütücü freski onarmakla görevlendirilir Stefano. Pupi Avati imzalı bu klasik, sıradan bir sanat restorasyonu girişimini yavaş yavaş tekinsiz bir bulmacaya dönüştürür. Köyün dar sokaklarında yankılanan tuhaf fısıltılar ve geçmişin karanlık sırları, genç adamın etrafındaki çemberi her geçen gün biraz daha daraltır.
Fragman
23. The Gingerdead Man (2005) – Charles Band
Fırından yeni çıkmış, tarçın kokulu ve ezeli bir öfkeyle dolu bir kurabiye, intikam hırsını sokaklara taşıyor. Charles Band yönetimindeki bu korku komedisi, saçmalığıyla ironik bir ziyafet sunuyor.
Katil bir ruhun ezilmiş unla birleştiği bu absürt dünyada, bıçak sesleri fırın tepsilerinin tıkırtısına karışıyor. Mutfak tezgahında başlayan kabus, kasabaya dehşet saçan şekerden bir katile dönüşüyor.
Film
24. Army of Darkness (1992) – Sam Raimi
Süpermarket reyonundan çıkıp bir anda on üçüncü yüzyılın taştan kalelerine düşen bir adam, elinde pompalı tüfeği ve motorlu testeresiyle ne kadar hayatta kalabilir? Sam Raimi, korku ve komediyi birbirine çarptığı bu absürt fantezi dünyasında, zamanda yolculuk fikrini ortadan kaldırıp seyirciyi tam anlamıyla orta çağın pisliğine ve kaosuna bırakıyor.
Ölülerin Kitabı'nın açtığı lanetli kapılardan sızan iskelet orduları ve zombiler, kahramanımızın modern kibirini parça parça ederken, kılıç dövüşleri ve mancınık sesleri tahta siperleri inletiyor. Ash, ne bir şövalye ne de kutsal kehanetin kurtarıcısı; sadece evine dönmek isteyen yorgun bir tezgahtar.
Film
25. Inferno (1980) – Dario Argento
New York'un beton yığınları arasında, eski bir simya kitabının sayfalarından sızan kadim bir lanet apartman katlarını sarıyor. Dario Argento, izleyiciyi Roma ve Manhattan arasında uzanan tekinsiz bir koridora çekiyor. Korku ve gerilim türünün en karanlık damarlarından beslenen yapım, kayıp bir kız kardeşi ararken ölümün izini süren bir gencin adım adım daralan çemberini resmediyor. Cadı mitolojisinin ve tekinsiz gölgelerin hakim olduğu bu atmosfer, rüya ile kabus arasındaki çizgiyi siliyor. Her köşesinde başka bir sır barındıran o apartman, içeri girenleri asla serbest bırakmıyor.
Film
26. The Brain That Wouldn't Die (1962) – Joseph Green
Asfaltın ortasında kalan o korkunç kazanın ardından laboratuvarın loş ışıkları altına taşınan bir beden ile bir kafadan ibaret kalmış genç bir kadın, Joseph Green imzasını taşıyan bu absürt kabusun merkezinde yer alıyor. Bilimsel hırsın sınır tanımayan hali, gece yarısı ameliyathane masasında yankılanan tüyler ürpertici bir deney sürecine dönüşüyor.
Korku ve bilim kurgu unsurlarını derinden hissettiren bu karanlık anlatıda, cerrahın zihni katı bir saplantıyla hareket ediyor. Laboratuvarın steril ama çürümüş atmosferinde, kayıp bir bedeni arama çabası, gerilim dolu saatleri ve dilsiz bir çığlığı beraberinde getiriyor.
Film
27. Killer Klowns from Outer Space (1988) – Stephen Chiodo
Pamuk şeker kokulu bir çadırın içinde insan avlayan uzaylılar kasabanın sessizliğini böler. Stephen Chiodo yönetimindeki bu yapım, seksenlerin B sineması estetiğini neon renkli bir kâbusla buluşturur. Dondurma kamyonu ve gölge oyunları eşliğinde ilerleyen anlatı, korku ile mizahı kusursuz bir dengeyle harmanlar.
Sıradan bir gençlik buluşma noktası kısa sürede absürtlüklerin merkezine dönüşür. Bilimkurgu ve mizahın bu tuhaf kesişiminde, palyaço makyajının arkasındaki tehditkâr yabancılık hissi tüm kasabayı sarar.
Fragman
28. Attack of the 50 Foot Woman (1958) – Nathan Juran
Kaliforniya çöllerinin yakıcı güneşi altında kurulu banliyö hayatı, evlilik yalanları ve bitmek bilmeyen ihanetlerle örülü. Nathan Juran, ucuz sinema estetiğini ve psiko-elektronik gerilimi harmanladığı bu bilimkurgu kabusunda, koca bir kasabanın ortasında sıkışıp kalan mutsuz bir kadının ruh halini merkeze alıyor.
UFO temasının ve yabancı bir gücün temas ettiği gece, her şey tersine dönüyor. Bedenine sığamadığı dünyadan intikam almak için devasa bir siluete dönüşen kadın, sadakatsiz kocasının peşine düşüyor. Tozlu yollar ve dev gölgeler arasında, korku ile melodramın sınırlarında dolanan tuhaf bir hesaplaşma izleyiciyi bekliyor.
Fragman
29. The Room (2003) – Tommy Wiseau
San Francisco'nun yokuşlu sokaklarında, plastikten amerikan futbolu toplarının havada uçuştuğu tuhaf bir evren burası. Tommy Wiseau imzalı bu absürt drama, sıradan ilişkilerin ve dostlukların ne kadar tuhaf bir boyuta evrilebileceğini gösteriyor. Johnny'nin sarıp sarmaladığı o kusursuz hayatı, en yakınlarının katıldığı ufak odalarda usulca çözülmeye başlar. Hayatın olağan akışı içinde kaybolanlar, ihanetin ve tutkunun gölgesinde birbirine çarpar.
Karakterlerin her mimiğinde, her garip gülüşünde sinema tarihinin en sıra dışı tonlarından biri saklı. California güneşinin altında geçen bu romantik çıkmaz, basmakalıp anlatıların çok ötesinde kendine has bir ritim kuruyor.
Film
30. Bad Taste (1987) – Peter Jackson
Yeni Zelanda'nın sakin bir sahil kasabasında sessizlik, uzaylı bir fast-food zincirinin insan etini menüye ekleme planıyla bozulur. Kasaba halkı ortadan kaybolurken geriye sadece dehşet ve absürt bir kaos kalır. Peter Jackson'ın yönettiği bu bilimkurgu ve komedi soslu korku filmi, gore estetiğini ve motorlu testere seslerini zifiri bir mizahla harmanlıyor. Astro-İnceleme ve Savunma Servisi'nin kasabaya ayak basmasıyla, kan gövdeyi götüren ve zihni zorlayan bir operasyon başlar. Sınırları zorlayan bu yapım, sinemadaki en tuhaf uzaylı istilasını ekranlara taşıyor.
Film
31. The Toxic Avenger (1984) – Lloyd Kaufman, Michael Herz
Tromaville'in karanlık sokaklarında, kimsenin yüzüne bakmadığı sıska bir temizlik görevlisi, kasabanın zehirli atıklarıyla dolup taşan varillerinin içine düşer. Lloyd Kaufman ve Michael Herz imzalı bu absürt yapım, kirlilik ve çürümüşlük dolu bir düzenin ortasında doğan sıra dışı bir anti kahramanın hikayesini merkeze alır. Kasabanın sefil spor salonunda başlayan hor görülme ve zorbalık döngüsü, katran karası bir intikam hissine evrilir. Korku ve komedinin birbirine karıştığı bu grindhouse esintili sokaklarda, adalet kavramı tamamen mutantlaşmış bir görünüme bürünür. Elinde paspasıyla gecenin karanlığında beliren bu hilkat garibesi, yozlaşmış yöneticilere ve düzenbazlara karşı acımasız bir temizliğe girişir.
Film
İlişkili Akımlar ve Temalar
22bin okuma
Bağımsız Filmler Listesi
1,2bin okuma
Cinema of Attractions
Anasayfa
Film
Kürasyon
Kritik
Menü
