Bağımsız Filmler Listesi
Bağımsız Filmler Listesi
21
Film
4 dk.
Okuma Süresi
22 bin
Görüntülenme
Bu sayfayı İngilizce oku
Bağımsız filmler (indie movies) listesi yönetmen ve yapımcılarının dönemin otorite ve sektörel gereksinimlerini büyük ölçüde göz ardı ederek, yenilikçi yöntem ve yaklaşımlarla çektikleri ana akımdan ayrılan, bağımsız sinema filmlerinden oluşur.
BM
Bahadır Mahmut
Küratör
İlişkili Akımlar ve Temalar
221bin okuma
Kült Filmler Listesi
16bin okuma
B Filmler Listesi
1,2bin okuma
Cinema of Attractions
Bağımsız Film
Bağımsız filmler, yapımcılarının özgürlükçü görüşlerini ve/veya yenilikçi anlatım biçimlerini sergiledikleri ve bunu gerçekleştirebilmenin yolunu genellikle sistemin dışında bulabildikleri filmlerdir. Filmler, bağımsız olmalarının bir sonucu olarak finansmana, dağıtım kanallarına, profesyonel ekip ekipmanlara, genellikle ulaşamaz. Bu durum film yapımcılarını filmin yanında bahse konu kaynakları yaratma konusunda da yenilikçi çözümler üretmeye iter.
Bağımsız Filmlerin Kısa Tarihsel Gelişimi
Sinema sanat niteliği kazandığı erken dönemlerinden itibaren multidisipliner bir yapıya sahipti. Bu sebeple sinema tarihi boyunca profesyonel şekilde eser verme ve bu eseri sanatsever ile buluşturmanın maliyeti diğer sanat disiplinlerine göre daha yüksekti. Üretim ve dağıtım maliyetlerinin yüksek olması sebebiyle sektörleşme veya karteller, sinema için en başından itibaren kaçınılmazdı. Bağımsız sinemanın oluşmasındaki temel motivasyon film yapımcılarının filmlerini kendi istedikleri içerik ve yöntemler ile çekme arzularından tetiklendi. Sektörü domine eden kartel ve otoriteler ellerinde bulundurdukları sermaye, ekip-ekipman, set imkanları ve itibar ile istedikleri filmlerin önünü açarken istemedikleri filmlere engel oldu. Bu durum bağımsız sinemacıları ana akımdan ayrı yeni bir sinemanın oluşumuna zorladı. Bağımsız sinemanın ortaya çıkışının en belirgin ve iyi örneklerinden biri Amerikan bağımsız sinemasının ortaya çıkışıdır.
Hollywood: İlk Bağımsız Sinema
Amerikan sineması tek bir kişinin tekelinde kuruldu Thomas Edison. Edison her ne kadar bir bilim insanı ve mucit olarak tanımlansa da en az bunlar kadar bir ticaret insanıydı. İletişim cihazlarından kimyasallara, madencilikten sinemaya kadar birçok alanda buluş ve girişimleri ile ticari gelir elde ediyordu. Kinetograph Edison tarafından patenti alınmış ilk "motion picture" kameraydı. Edison'ın firmasında kendisinden başka birçok mucit daha görev alıyordu. Kinetograph'un ardından Kinetoscope ve Vitascope gibi kamera tiplerinin de patenti yine Edison tarafından alındı. Edison aynı zamanda film yapımcısıydı. Stüdyosu aralarında Sneeze (1894), The Kiss (1896), The Great Train Robbery (1903), Alice's Adventures in Wonderland (1910), ve Frankenstein (1910) gibi klasiklerin bulunduğu yaklaşık 1200 tane filme imza attı.
“Edison Tekeli” (Edison Trust) olarak adlandırılan Motion Picture Patents Company (MPPC), sinema ile ilgili birçok lisansa ve yetkinliğe sahip bir kuruluştu. Bu kartel içerisinde Edison, Biograph, Vitagraph, Essanay, Selig, Lubin, Kalem, American Star, American Pathé, George Kleine, Eastman Kodak firmaları bulunuyordu. Bu firmalar yapımcı, dağıtımcı ve film üreticisiydi. Sinema ile ilgili demirbaş ve sarf tüm malzemelerden stüdyolara, lisanslara kadar neredeyse her şey Motion Picture Patents Company karteli altında toplanıyordu. Edison Trust Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi'nin iki kararıyla sona erdi. 1912'de ham film üzerindeki patenti iptal edildi. 1915'te ise tüm MPPC patentleri iptal edildi. Bu kararlar bağımsız filmi yasallaştırmayı başarsa da, küçük yapımlar üzerindeki fiili yasak ve engellemeleri düzeltmek için çok etkili olmadı. Yasaların yürürlüğe girmesi sırasında Güney Kaliforniya'ya kaçan, Edison Tekeline dahil olmayan bazı küçük film yapımcıları, klasik Hollywood sinemasının stüdyo sisteminin temellerini attı. Bu yapımcılar bağımsız sinemacı olarak adlandırılan ilk topluluktu.
Stüdyo Sistemi
Yeni yapım ve dağıtım sistemlerinin geliştirilmesiyle Motion Picture Patents Company tekelinde bulununan sistem yeni kurulan firmaların inisiyatifine geçmeye başladı. 1930’lara gelindiğinde birçok firma Edison tekelinden kurtulup bağımsızlığını ilan etmişti. Büyük Beşli olarak adlandırılan 20th Century Fox, Metro-Goldwyn-Mayer, Paramount Pictures, RKO Pictures, Warner Bros., ile diğer firmalar Columbia Pictures, United Artists, Universal Studios., Grand National, Republic Pictures, Monogram Pictures, Producers Releasing Corporation bunlardan bazılarıydı. Bağımsızlar ile başlayan Hollywood kısa zamanda tekelden oligopolistik bir yapıya dönüştü. Artık pazara bir yerine birden çok hükmeden vardı. Bu durum zaman içerisinde bir çok yeni bağımsız sinemacının münferit ve birlikte hareketleri ile değiştirilmeye çalışıldı.
Birlikte hareketin sonucu olarak iki büyük yapı ortaya çıktı. 1919 yılında Mary Pickford, Charles Chaplin, Douglas Fairbanks, ve D. W. Griffith gibi katılımcılar ile “United Artists” kuruldu. 1941 yılında United Artists içerisinde Mary Pickford, Charlie Chaplin, Walt Disney, Orson Welles, Samuel Goldwyn, David O. Selznick, Alexander Korda ve Walter Wanger gibi katılımcıları olan “Society of Independent Motion Picture Producers” inisiyatifi kuruldu. Bu sinemacı grupları sadece bağımsız film çekmedi aynı zamanda bağımsız sinemanın yasal bir platformda varlığını sürdürebilmesi için önemli bir hukuk mücadelesi de verdi. 1948 yılında Society of Independent Motion Picture Producers’ın çalışmaları ile büyük stüdyoların oluşturdukları tekeller ve salon zincirlerine Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi tarafından alınan karar ile son verildi. Bu kararların sebep olduğu kapanışlar, dolaylı olarak Hollywood'un Altın Çağı olarak adlandırılan dönemi sonlandırdı. Society of Independent Motion Picture Producers tüm hedeflerine ulaştığı için kendini feshetti.
Bağımsız Sinemanın Oluşmasına Sebep Olan Engel ve Çözümler
Otorite
Bağımsız sinemasını çıkarabilmiş tüm ülkelerde Amerika'dakine benzer şekilde sinemayı domine eden otoriteden, iktidardan ve dolayısıyla ana akımdan uzaklaşma durumu vardır. Tekelleşmenin olmadığını noktalarda yine Amerika'dakine benzer şekilde oligopolistik yapılar, bağımsız içerik ve yöntemlerin sinemada hayata geçirilmesini engeller. Sistem çekilecek her filmin bu yapılara ticari katkı sağlaması üzerine kurgulanır.
Özgürlükçü Düşünceler
2. Dünya savaşı sonrasında yaşanan özgürlükçü, demokratik, liberal hareketlerinin kabul görmesi ve yaygınlaşması sinemanın da benzer şekilde özgürleşmesini sağladı.
Auteur Sineması
Auteur sinemasının ortaya çıkışı ile birlikte yönetmenlerin kült filmler ortaya koyarak kişisel olarak kendilerine sadık izleyici kitleleri kazanabilmeleri ileride çekecekleri filmlerde çok daha fazla söz sahibi olmalarını sağladı. Bu durum bağımsız filmlerin sayısını önemli ölçüde arttırdı.
Bağımsız Film Festivalleri
Bağımsız filmlere veya ana akımda kabul görmeyecek konu başlıklarına özelleştirilmiş film festivallerinin ortaya çıkması ile birlikte bu konu başlıklarındaki filmlerin finansmanı, üretimi, dağıtımı ve izleyici kitlesi artış gösterdi. Filmlerin, konu aldıkları görüşün, yönetmen ve oyuncularının bilinirliği festivalin büyüklüğü ölçüsünde arttı. Aynı zamanda festivaller ve ödüller bağımsız filmlerin finansmanı için de kritik önem arz etmeye başladı.
Sundance Film Festival
Slamdance Film Festival
South By Southwest (SXSW) film festival
Raindance Film Festival
Telluride Film Festival
Palm Springs Film Festival
The European Independent Film Festival
gibi bir çok bağımsız film festivali ortaya çıktı. Bir çelişki olarak bağımsız sinemayı destekleyen bu festivallerde başarılı olmaya çalışan yapımcılar ve yönetmenler zaman içerisinde filmlerini festival normlarına uygun halde şekillendirerek -festivalde başarılı olacak film çekmeye başlayarak- bağımsızlıkları üzerine şüphe uyandırmaya başladı.
Teknolojik Gelişmeler
Teknolojik gelişmeler sonucunda filmlerin çekiminde kullanılan ekipman ve sarf malzeme giderlerinin düşmesi, özel efektlerin daha çok kullanılmaya başlanması, dağıtım kanallarının maliyetlerinin düşmesi bağımsız sinema filmleri için çekim olanaklarını arttırdı. Bağımsız filmlerde sıklıkla ana akım filmlerde yer verilemeyen konulara yer verilmesi, B ve Z filmlerin izleyiciler tarafından daha çok kabul görmeye başlaması da bağımsız sinemanın yaygınlaşması için oldukça kritikti. Kült veya yasaklı hale gelen bağımsız filmlerin yarattığı sansasyonlar bağımsız sinemanın etkinliğinin artmasına katkı sağladı.
Bağımsız Filmlerin Karakteristik Yapısı
Bağımsız filmler genellikle düşük bütçelidir. Çok fazla B ve Z film bağımsız film olarak çekilir. Kariyerlerinin başındaki oyuncu, teknik ekip çalışanı, yönetmen, senarist ve yapımcılar bağımsız filmlerde sıklıkla görmek mümkündür. Bölgesel veya dönemsel konulara ana akımdaki filmlere göre daha fazla yer verirler. Bağımsız film yapımcıları filmlerinin fark edilmesi için şok etkisine sıklıkla başvurur. Bu sebeple anlatım dilleri çok sert olabilir veya istismar sinemasına dahil edilebilecek şekilde istismara yer verebilir. Buna karşın bazı bağımsız film yönetmenleri filmlerinin sanat filmi olarak nitelendirilip ön plana çıkması amacıyla oldukça minimalistik yapıda, ağır tempolu filmler ile şansını dener. Bağımsız filmlerinde ana akım filmler gibi pazar, ticari, artistik, itibar kaygıları vardır. Bu sebeple her ne kadar ana akımdan kopmuş olsalar dahi yönetmenin kaygılarına bağlı olarak filmler genellikle spesifik film festivalleri, izleyici kitleleri, dağıtım kanalları tarafından kabul görecek şekilde çekilir.
Önemli Bağımsız Film Yönetmenleri
Wes Anderson
Jim Jarmusch
Quentin Tarantino
Darren Aronofsky
Spike Jonze
En İyi Bağımsız Filmler
THX 1138 (1971)
Pink Flamingos (1972)
Eraserhead (1977)
Stranger Than Paradise (1984)
Pulp Fiction (1994)
Clerks (1994)
Happiness (1998)
Pi (1998)
Being John Malkovich (1999)
Dogville (2003)
Seçki Listesi
Küratörün Sıralaması
1. Dogville (2003) – Lars von Trier
Kayalık Dağlar'ın eteklerindeki bu sessiz kasaba, dış dünyadan kaçan bir kadına sığınak olurken arka planda sert bir Amerikan rüyası kabusu örüyor. Lars von Trier, suç ve gerilim unsurlarını tekinsiz bir köy yaşamı tablosunda birleştiriyor. Grace, mafyanın hedefindeyken kasaba sakinlerinin ağır iş gücü karşılığı sunduğu korumayı kabul eder. Ancak aranan yabancı için bu sığınma hali, yavaş yavaş sessiz bir köleliğe ve vicdan sınavına dönüşür. Sınırlar zorlandıkça insan doğasının en karanlık katmanları açığa çıkar.
Film
2. What We Do in the Shadows (2014) – Taika Waititi, Jemaine Clement
Wellington'ın loş sokaklarında, yüzyıllardır geceyi mesken tutmuş dört vampir aynı çatı altında, sıradan ev arkadaşlığı kurallarıyla boğuşuyor. Taika Waititi ve Jemaine Clement imzalı bu sahte belgesel, ölümsüz olmanın kira ödemeye veya bulaşık nöbetine çare olmadığını, modern hayatın absürtlüğüyle yüzleşen ev sakinleri üzerinden anlatıyor. Komedi ve korku türlerinin sınırlarında gezinen yapım, eski zamanların karanlık ihtişamı ile günümüz banliyö hayatının uyumsuzluğunu, gece yarısı temizlik kavgaları ve kulüp giriş çileleriyle perdeye taşıyor. Kan emici olmanın getirdiği o kadim yalnızlık, vampirlerin ortak yaşam alanında trajikomik bir ritüele dönüşüyor.
Film
3. The Blair Witch Project (1999) – Daniel Myrick, Eduardo Sánchez
Maryland ormanlarının sisli derinliklerinde kaybolan üç öğrencinin el kamerasına yansıyan son görüntüleri, gerçekle kurgunun birbirine karıştığı karanlık bir kabusun izlerini taşıyor. Daniel Myrick ve Eduardo Sánchez imzalı yapım, belgesel çekmek için çıktıkları yolda yönlerini kaybeden gençlerin artan paranoyasını ve çaresizliğini adım adım işliyor. Ağaçların arasından gelen o görünmez tehdit, ormanda yankılanan taş sesleri ve pusulanın bozulan ibresi, doğanın ve yerel efsanelerin insan zihni üzerinde kurduğu baskıyı görünür kılıyor. Buluntu film estetiğinin en ham haliyle beyazperdeye yansıdığı bu karanlık yolculuk, izleyiciyi de karakterlerle birlikte aynı sıkışmışlık hissinin içine çekiyor.
Fragman
4. Stranger Than Paradise (1984) – Jim Jarmusch
New York'un basık ve gri odalarında monoton günlerini tüketen Willie, Macaristan'dan gelen kuzeni Eva'nın ani ziyaretiyle sarsılır. Jim Jarmusch'un kamera arkasına geçtiği bu minimal komedi ve dram, şehrin tuğla duvarları arasından Cleveland'ın buzlu sokaklarına uzanan amaçsız adımları takip eder. Eski ekose gömlekler, ucuz sigara dumanı ve donuk bakışlar arasında şekillenen bu dostluk; Amerikan rüyasının parıltılı vaatlerinden çok uzak, Florida'nın güneşsiz sahillerinde son bulan hantal bir yolculuğa dönüşür.
Film
5. Henry: Portrait of a Serial Killer (1986) – John McNaughton
Chicago'nun beton grisi arka sokaklarında, John McNaughton kamerayı doğrudan bir katilin zihnine çeviriyor. Illinois'in bunaltıcı havasında eski bir mahkum olan Otis ile aynı evi paylaşan Henry, sıradan cinayetleri soğukkanlı ve sistematik bir rutine dönüştürüyor. Bu suç ve gerilim sarmalında, şiddet asla bir gösteri değil, aksine her an hissedilen boğucu bir gerçeklik. Sokaklardan evlerin mahremiyetine uzanan bu karanlık ortaklık, hiçbir duyguya yer bırakmayan mesafeli bir portre çiziyor.
Fragman
6. THX 1138 (1971) – George Lucas
Beyazın her tonu insanı kör edecek kadar baskın, steril koridorlar ise fısıltısız. İsimlerin yerini soğuk kodların aldığı bu yeraltı şehrinde yaşam, makinelerin mekanik ritmiyle sessizce akıp gidiyor. George Lucas, ilk bilimkurgu denemesinde izleyiciyi klostrofobik bir geleceğe hapsediyor. Devlet eliyle dağıtılan haplarla uyuşturulan kitleler, totaliter rejimin gözetimi altında sadece birer iş gücünden ibaret. Sıradan bir teknisyen olan THX 1138, günlük dozunu almayı bıraktığında zihnindeki sis perdesi yavaşça aralanıyor. Bastırılmış insani duygularını ve dokunmayı yeniden keşfettikçe, sistemin kusursuz sandığı o soğuk çarklar gıcırdamaya başlıyor. Yasak bir yakınlaşmanın tetiklediği bu uyanış, onu robotik polislerin ve kameraların kuşattığı tekinsiz bir kaçış mücadelesine sürüklüyor. Arka planda yankılanan mekanik sesler, özgürlüğün ne kadar uzakta olduğunu hatırlatıyor.
Fragman
7. Happiness (1998) – Todd Solondz
New Jersey banliyölerinin steril sokaklarında, arkalarında gizli aşklar ve bastırılmış arzular taşıyan sıradan insanlar kendi yalnızlıklarında kaybolur. Todd Solondz, geleneksel değerlerin altını oyan kara komedi tonunda, mutsuzlukla örülü bu hayatları kesiştirir. Her biri insani bir temas arayışıyla sarsıcı kararlar alırken, aile içi çatışmalar ve karanlık sırlar gün yüzüne çıkar.
Film
8. Tangerine (2015) – Sean Baker
Los Angeles'ın parıltılı sokaklarının arkasındaki solgun neon ışıkları altında, Noeller hiçbir zaman kartpostallardaki gibi görünmez. Sean Baker imzasını taşıyan bu komedi ve dram harmanı, cezaevinden çıktığı gün aldatıldığını öğrenen Sin-Dee'nin öfkesiyle başlar. Arkadaşı Alexandra ile birlikte kentin altını üstüne getiren bu ikili, kalabalık caddelerde ve çamaşırhanelerde geçen telaşlı bir günün içine adeta hapsolur. Akdeniz güneşinin solduğu, Kaliforniya'nın kenar mahallelerinde geçen bu arayış, günün sonunda absürt ve melankolik bir kent senfonisine dönüşür. Arka sokakların tekinsiz ritmi, karakterlerin yorulmak bilmeyen enerjisiyle birleşerek izleyiciyi başka türlü bir Noel masalının içine çeker.
Fragman
9. The Thin Blue Line (1988) – Errol Morris
Dallas otobanının karanlığında yankılanan bir polis kurşunu, Teksas adaletinin kör noktasında yıllar sürecek bir kilitlenmeye yol açar. Errol Morris imzalı bu sarsıcı suç belgeseli, arşiv tozlarını ve çelişkili ifadeleri titizlikle havalandırarak gerçeğin izini sürer. Bir insan ölüm cezası gölgesinde hapsolurken, kamera sokakların rasyonalitesini ve mahkeme salonlarının eksik taşlarını yeniden dizer. İdam masasında bekleyen masumiyetin hukuki labirentindeki bu soruşturma, izleyiciyi karanlık bir gerçeklikle baş başa bırakır.
Film
10. Pulp Fiction (1994) – Quentin Tarantino
Los Angeles sokaklarında, milkshakelerin ve ucuz kahvelerin arasında akan zaman, Tarantino'nun ellerinde kırılıp yeniden birleşiyor. Suç dünyasının rölantideki yüzleri, sırıtan gangsterler ve boksörler aynı potada erirken, her köşe başında tanıdık bir gerilim havada asılı kalıyor. Kronolojinin ipleri birbirine karışmışken, bu kara komedi karanlık sokakların ritmini belirliyor.
Fragman
11. Do the Right Thing (1989) – Spike Lee
Asfaltın eridiği o boğucu yaz gününde Brooklyn sokakları, radyo dalgalarından yayılan hip-hop ritimleri ve betonun üzerine sinen gerilimle nefes alıyor. Bedford-Stuyvesant mahallesinin kalbinde, her köşe başında yükselen sesler ve biriken öfke, kaçınılmaz bir çatışmanın fitilini ateşliyor. Spike Lee imzalı bu dram, köşe başında duran pizzacı duvarındaki fotoğraflardan başlayarak kültürlerin birbirine çarptığı sokak savaşını tüm çıplaklığıyla sokağın sesinden aktarıyor. Sokaktaki herkesin kendi hakikatini ve öfkesini taşıdığı bu kalabalık ambiyansta, asfalttan yükselen sıcaklık giderek boğucu bir kaosa dönüşüyor.
Fragman
12. Natural Born Killers (1994) – Oliver Stone
Televizyon ekranlarından evlerimize sızan kanlı flaş haberler, şiddeti parlatıp bir eğlence sektörüne dönüştürürken iki genç aşık da bu sistemin en gözde figürlerine dönüşüyor. Oliver Stone imzalı bu suç ve gerilim sarmalında, travmatik geçmişleriyle şekillenen Mickey ve Mallory, arkalarında cesetler bırakarak otobanlarda kaçışa koyuluyor. Medyanın vahşi iştahı ve popüler kültürün yarattığı sarhoşluk, bu ikilinin katliamlarını devasa bir gösteriye çeviriyor. Ekranda parlayan her patlama, aslında sistemin kendi canavarlarını nasıl alkışladığının sessiz bir kanıtı gibi akıp gidiyor.
Fragman
13. Memento (2000) – Christopher Nolan
Los Angeles sıcaklığında geçen bu neo-noir atmosfer, ellerinde polaroid fotoğraflar ve vücuduna kazınmış ipuçlarıyla dolaşan bir adamın zihnine sızıyor. Christopher Nolan, hafıza kaybı ile malul Leonard'ın peşinden sürüklerken zamanı tersten akıtıyor; geriye doğru sarkan bu bulmaca, izleyiciyi de karakterin o anki yönünü kaybetmiş ruh haline ortak ediyor. Motel odalarından karakollara uzanan bu karanlık avda, her yeni dövme geçmişin sisini aralamaya çalışırken gerçeğin kendisi daha da bulanıklaşıyor.
Fragman
14. Gummo (1997) – Harmony Korine
Xenia kasabasının arka sokaklarında zaman, geçmişte kopup gelen kasırganın bıraktığı enkazla birlikte donmuş gibi akar. Solomon ve Tummler, beton duvarların arasında, sprey hoxaları ve amaçsız avlanmalarla bu boşluğu doldurmaya çalışır. Harmony Korine imzalı bu kara komedi, kural tanımaz genç erkek dostluğunun ve banliyö çürümesinin en ham halini ekrana taşır. Sokaklarda dolaşan yalnız yüzler, kasabanın tozlu havasında kendi absürt ritimlerini yaratır. Hiçbir yere varamayan bu sürükleniş, seyirciyi modern hayatın kenar mahallelerindeki kasvetli bir zihin haritasıyla baş başa bırakır.
Fragman
15. Pi (1998) – Darren Aronofsky
New York'un beton yığınları arasında, sızlayan kafatasının içindeki uğultuya dayanmaya çalışan bir adam. Darren Aronofsky, siyah beyaz karelerin yarattığı tekinsiz atmosferde, matematiğin mutlak düzeni ile insan zihninin kırılgan sınırları arasında sıkışıp kalan bir dehanın portresini çiziyor. Sayfalarca sayı dizisi, ekranlarda titreyen karmaşık kodlar ve zihni kemiren o sürekli baş ağrısı. Bu gizem dolu ve gerilimli yolculuk, evrenin şifresini çözmeye çalışan bir matematikçinin gerçekle olan bağını yavaşça koparışını, yankılanan bir zihinsel çözülme halinde hissettiriyor.
Fragman
16. Eraserhead (1977) – David Lynch
Radyatörün arkasındaki o buhar sesini ve tuhaf bir hiçlik hissini taşıyan gri sokaklar, Henry Spencer'ın dünyasını kuruyor. David Lynch'in ellerinden çıkan bu kabus, izleyiciyi endüstriyel bir rüyanın içine hapsediyor. Gece yarısı evde yankılanan o dayanılmaz çığlık, sadece yeni doğmuş bir bebeğin ağlaması değil, claustrophobia hissini tetikleyen mekanik bir işkenceye dönüşüyor. Siyah beyaz dokunun ve tekinsiz sessizliğin arasında, ebeveyn olmanın dehşeti surrealism sınırlarında geziniyor. Henry, mutasyona uğramış bu evrenin içinde, tuhaf kayınvalidesi ve öfkeli sevgilisiyle birlikte sıkışıp kalmış durumda. Her köşede başka bir tedirginlik var.
Film
17. Donnie Darko (2001) – Richard Kelly
Seksenlerin banliyö sessizliği, gökten düşen bir uçak motoruyla ve geride kalan o tuhaf boşlukla sarsılır. Richard Kelly imzalı bu yapımda, lise koridorlarının ve aile akşam yemeklerinin gerginliği, gece uykusunda yürüyen bir gencin zihninde bükülür. Zihinsel kırılmalar ve fantastik öğeler arasında gezinen bu gizemli atmosfer, seyirciyi gerçeğin sınırlarını zorlayan bir bulmacanın içine çeker. Görünmeyen bir tavşan kostümünün fısıltıları, banliyönün sıradanlığını adım adım surreal bir kabusa dönüştürür. Genç bir zihnin labirentlerinde kaybolurken, zamanın ve paralel evrenlerin ne kadar kırılgan olduğunu hissettiren tekinsiz bir yolculuk.
Film
18. Pink Flamingos (1972) – John Waters
Baltimore banliyölerinin tahrip edilmiş karavan mahallesinde, sınır tanımayan bir provokasyon yükseliyor. John Waters'ın ellerinden çıkan bu komedi ve suç melezi, popüler kültürün tüm ezberlerini hiçe sayarak kendi yasalarını yazıyor. Yeraltı dünyasının kraliçesi Divine, kendisini tahtından etmeye yemin etmiş yozlaşmış bir çiftle karşı karşıya geliyor. Pislik kavramını estetik bir direnişe dönüştüren bu absürt çekişme, iyi aile değerlerini ve toplumsal normları parça parça ediyor. Her karesi norm dışı bir enstalasyon gibi işleyen film, izleyiciyi konfor alanından tamamen koparıyor. Karavan parklarının sefaleti, saplantılı bir rekabetle birleştiğinde ortaya çıkışı imkansız bir kaos tablosu çıkıyor.
Fragman
19. The Room (2003) – Tommy Wiseau
San Francisco'nun yokuşlu sokaklarında, plastikten amerikan futbolu toplarının havada uçuştuğu tuhaf bir evren burası. Tommy Wiseau imzalı bu absürt drama, sıradan ilişkilerin ve dostlukların ne kadar tuhaf bir boyuta evrilebileceğini gösteriyor. Johnny'nin sarıp sarmaladığı o kusursuz hayatı, en yakınlarının katıldığı ufak odalarda usulca çözülmeye başlar. Hayatın olağan akışı içinde kaybolanlar, ihanetin ve tutkunun gölgesinde birbirine çarpar. Karakterlerin her mimiğinde, her garip gülüşünde sinema tarihinin en sıra dışı tonlarından biri saklı. California güneşinin altında geçen bu romantik çıkmaz, basmakalıp anlatıların çok ötesinde kendine has bir ritim kuruyor.
Film
20. Being John Malkovich (1999) – Spike Jonze
New York'un beton yığınları arasında ipleri çekiştiren mutsuz bir kuklacı, iş yerindeki dosya dolabının arkasında başka bir gerçekliğe açılan dar bir tünel bulur. Spike Jonze imzalı bu absürt komedi ve dram sarmalı, insan zihninin karanlık dehlizlerinde ve bilinçaltının kıvrımlarında dolaşan tuhaf bir yolculuk vadediyor. Ünlü bir aktörün kafatasının içine sızan bu gizli geçit, bireyin kendi kimliğini ve bedenini terk etme arzusunu tetiklerken, geride kalan her şeyi absürt bir kaosa sürüklüyor. Daracık bir ofis odasından yola çıkan bu zihin soygunu, insanın kendi benliğine yabancılaşma halini perdeye taşıyor.
Film
21. Clerks (1994) – Kevin Smith
New Jersey'nin keskin ayazında, kepenklerin arkasında geçen sıradan bir gün. Kevin Smith, siyah-beyaz kadrajın içine sıkışmış iki tezgâhtarın monotonluğunu ve çatıdaki hokey maçlarını mizahi bir dille ele alıyor. Sürekli inleyip sızlanan müşteriler, atıştırmalıklar ve bitmek bilmeyen diyaloglar arasında dönen bu komedi, hayatın tam ortasında duran kaybedenlerin sıkışmışlığını ve erkek dostluğunu anlatıyor.
Fragman
İlişkili Akımlar ve Temalar
221bin okuma
Kült Filmler Listesi
16bin okuma
B Filmler Listesi
1,2bin okuma
Cinema of Attractions
Anasayfa
Film
Kürasyon
Kritik
Menü