Rahatsız Edici Filmler Listesi
28
Film
3 dk.
Okuma Süresi
23 bin
Görüntülenme
Bu sayfayı İngilizce oku
İçindekiler
Seks, işkence, iğrendirme, psikopat karakterler ve daha fazlası. "En rahatsız edici" veya "aşırı filmler" tanımlaması literatürde extreme (aşırı) sinemaya karşılık düşmektedir. Extreme sinema aşırılıklarını sürekli olarak arttıran bir şekilde her gün yeni sınırları yıksa da ilk çıkış noktası aslında oldukça "normal"dir.
BM
Bahadır Mahmut
Küratör
İlişkili Akımlar ve Temalar
361bin okuma
Yasaklı Filmler Listesi
69bin okuma
Kült Türk Filmleri Listesi
185bin okuma
Sexploitation - Seks İstismar Filmleri Listesi
Tüm filmler belirli ölçülerde rahatsız edicidir. Neredeyse tüm film izleme deneyimlerinin içerisinde de izleyicinin kontrollü şekilde rahatsız edilme durumu vardır.
Filmler rahatsız edicidir çünkü, öykü yapısı içerisinde yer alan her film doruk noktalarına çıkıp aşağı inerken izleyicisinde bir devinim yaratmaya çalışır. Film, ana karakter(ler)i arzu nesnesine ulaşmak için çelişki ve mücadele içerisine sokarken aslında dolaylı olarak karakter ile empati kurmuş olan izleyiciyi de sıkıntılı bir pozisyona sokar, kontrollü şekilde rahatsız eder.
Öykü yapısı içerisinde yer almamak da rahatsız etmemek için çözüm değildir. İzleyicinin benliğine işlemiş anlatım-anlama şekli olan "öykü yapısı" ortada olmayacağı için izleyici, filmin yaratıcısının aksak ve aykırı evrenine girmiş olur. Bu kurallarını bilmediğiniz bir oyunu oynamaya oturmak gibidir.
Extreme Sinema - Aşırı Sinema Nedir?
Rahatsız edici filmler / aşırı filmler aslında tam olarak extreme sinema (aşırı sinema) örnekleridir. Extreme sinema türler üstü olarak nitelendilebilecek bir kavramdır. Her tür ve akım içerisindeki film bu kapsama girebilir. Ortak özellikleri kendi zamanlarında kabul görmelerini zorlaştıracak seviyede, aşırılık içermeldir. Bu aşırılık; cinsellik, ahlaki veya kült haline gelmiş görüşlere karşı gelme, seks, şiddet, işkence, iğrendici içerik, istismar ve bunların kombinasyonları ile ortaya çıkartılır.
Sinemada İlk Aşırılıklar, İlk Rahatsız Edici ve Aşırı Filmler
19.yy sonu 20.yy başında sinema kendisi başlı başına bir extreme durumdur. 2. boyutta 3 boyutlu nesnelerin mekan ve zamandan kopartılmış hareketleri.
İlk rahatsız edici filmler olarak seyircinin görsel olarak bir şekilde karşı karşıya kalmak istemediği durumları içeren filmler gösterilebilir. Örneğin ilk filmlerden biri olarak nitelendirilen ve izleyicilerinin sinema perdesinden içeri bir trenin içeri gireceğini düşünerek sağa sola kaçışmaya başladıkları "The Arrival of a Train" muhtemelen o tarihe kadar yaşanan en sıra dışı deneyimi izleyicilerine yaşatmıştır.
The Arrival of a Train (L'arrivée d'un train à La Ciotat) (1896) - Auguste Lumière, Louis Lumière
Veya izleyiciler tarafından ahlaksızlık olarak yorumlanan, ilk öpüşme sahnesini içeren "The Kiss", sinemadaki ilk cinsel aşırılık olarak yorumlanabilir.
The Kiss (1896) - William Heise
Zaman içerisinde genel izleyici kitlesi perdedeki trenlerden veya masum öpüşme sahnelerinden rahatsız olmamaya başladıkça daha doğrusu sinemanın gösterme kabiliyetine alıştıkça film yaratıcıları daha fazla aşırılık ile rahatsız etme kanalını zorlamaya başladılar. Böylece aşırılıklarıyla izleyiciyi rahatsız etme üzerine kurulu Extreme sinema ortaya çıkar.
Extreme Sinema Filmleri
Extreme bir filmin karşısına, filmin rahatsız edici olduğu bilinciyle oturmak, izleyici için sıradanlaşmış örnekler ile karşılaşılmayacaksa; insanın kendi içindeki genellikle karanlıkta bekleyen “insan kavramı” ile yüzleşmesine sebep olur. Extreme filmler her verimli öğrenme sürecinin vazgeçilmezi rahatsızlık duygusu ile birlikte izleyiciyi -eğer istekliyse- yığınla konuda değişime sürükleyebilir. Değişme isteği olmayan izleyiciler için ise bu filmler önemsizdir. Sansürlenmeli, yasaklanmalı, kopyaları yakılmalıdır. Extreme sinemayı daha iyi anlamının yolu istismar sinemasını anlamaktan geçer. Çünkü extreme sinema büyük ölçüde istismar sinemasından oluşur.
İstismar Sineması
Seyirciyi aşırılıklar ile uyararak rahatsız etme ve filmin ana dinamiğine istismar ile rahatsız etme eylemini koyma istismar sinemasının temelini teşkil eder. İlk istismar filmleri olarak gösterilebilecek 1930 ve 1940’ların Uyarıcı Filmleri (1930s and 1940s Cautionary Films) aynı zamanda extreme sinemanın da tür kapsamında verildiği ilk örneklerdir. 1930 ve 1940’ların Uyarıcı Filmlerinde amaç dönemin gençlerini, kötü alışkanlıklardan, uygun olmayan cinsel birlikteliklerden ve benzeri tehlikelerden korumaktır. Bu filmlerde gençlerin yapamamaları gerekenleri yapmaları sonucunda düştükleri kötü durumlar gösterilir ve altı belirgin şekilde çizilir. Filmler tamamen bir vaaza döner.
Diğer istismar türlerine bakıldığında ise her biri belirli şekillerde extreme sinema içerisine girmektedir.
Yasaklı Filmler, Kült Filmler İle İlişki
Extreme sinema ve rahatsız edici film kavramı özellikle 20. yüzyılın son 30 yılında kendisine belirgin şekilde yer edinmiştir. Bu filmlerin ilk çekildiği dönemlerdeki izleyici kitlelerine bakıldığında filmlerin takibi ve beklentisi içerisinde izleyici kitlesinden bahsetmek bir yana beğenerek izleyen izleyicilerin dahi yok denecek kadar az olduğu görülür.
İlk extreme filmler çekildikleri dönemlerde, benzerlerinin şimdiki gibi kabul görmelerinin aksine geniş kitleler tarafından linç altında bırakılmış, eleştirmelerin hedefine/protestosuna maruz kalmış ve yayınlanma hakları ellerinden alınmıştır.
Son yüzyılda sosyolojik yapıdan, ekonomik koşullara, muhafazakarlıktan aile yapısına neredeyse her şey gelişen bilgi toplumum ile değişince extreme sinema kendisine fazlaca yer bulabilmiştir.
•
Tüm görsel kayıt ekipmanları ile 2 dünya savaşı yaşayan insanlık için aşırılığın kısmen normalleşmesi
•
2. Dünya savaşı ve getirdiği ekonomik bunalımlardan sıyrılmaya başlayan izleyici kitlesi,
•
Büyük yönetmenlerin (örneğin; Kubrick, Pasolini) ustalık dönemlerinde çektikleri rahatsız edici filmler ve bazı iyi yönetmenlerin kariyerlerini doğrudan bu tip üzerine inşa etmeleri (örneğin, Haneke, Cronenberg)
•
Büyük yönemenlerin de yasaklı hale gelmeleri
•
Film çekim ve yayınlama ekipmanlarının ve seçeneklerinin ulaşılabilir olması (8mm, video kaset dönemi) ve pazarın genişlemesi sebebiyle bağımsızlığını daha fazla ivme kazanması,
•
Rahatsızlık edicilikte, üst seviyede örneklerin ortaya çıkması (örneğin; Pink Flamingos, The Last House on the Left)
•
Sınırları genişleyen sansür
•
Kısır kalan öykücü veya yönetmenler için üretim sürecini tetiklemesi,
•
İzleyicide anlam oluşturmak için yeni bir yöntem olarak kabul görmesi (dehşete kapılma, sansasyon, haz, kabul görme, yoksunluk hissi, utanç ve benzeri bir çoğu).
Yukarıdaki sebepler bize bir çok extreme film kazandırmıştır. Bu filmlerden bir kısmı yasaklanmaları bir kısmı ise kült statüsünde yer almaları sebebiyle büyük bilinirliğe kavuşmuştur. Bilinirliğe ulaşmak için extreme sinemanın kabul görür ve görece kolay bir yol olması bu türün örneklerini hızlı şekilde arttırmaktadır.
Kısa Tarihçe
Seçki Listesi
Küratörün Sıralaması
1. In the Realm of the Senses (1976) – Nagisa Ōshima
Otuzlu yılların Tokyo'sunda, dar bir geişa evinin odasında zaman dışarıda akıp gitmektedir. Nagisa Ōshima, Shōwa döneminin kalbinde yasak bir arzunun izini sürerken, tutkunun insanı nasıl tamamen yuttuğunu gösteren boğucu bir atmosfer örüyor.
Sada ve patronunun ilişkisi kısa sürede sıradan bir yasak aşkın ötesine geçer. Oda, dış dünyanın gürültüsünden arınmış, sadece nefeslerin ve tensel temasın yankılandığı kapalı bir ekosisteme dönüşür. Kıskançlık ve sahiplenme hissi, odadaki her eşyayı ve her saniyeyi zehirler.
Bu dram veromans katmanlarında ilerleyen hikaye, iki insanın birbirinde kaybolma çabasını anlatır. Arzu, sınır tanımayan bir deliliğe evrilirken, geride sadece geri dönüşü olmayan bir hasret ve tükeniş kalır.
Fragman
2. Under the Skin (2014) – Jonathan Glazer
Glasgow sokaklarının puslu karanlığında, siyah saçlı bir kadın avını bekliyor. Jonathan Glazer yönetmenliğindeki bu bilimkurgu ve dram yapımı, İskoçya'nın ıssız yollarında yankılanan tekinsiz adımlarla başlıyor. Gece yarısı ışıklarında yalnız erkekleri hedef alan bu gizemli figür, avlanma ritüelini sessiz ve mekanik bir soğukkanlılıkla sürdürüyor. Şehir merkezinin gürültüsünden uzaklaşıp uçsuz bucaksız taşraya uzanan bu yolculuk, et ve beden kavramını tersyüz eden tekinsiz bir deneyime dönüşüyor. Yabancı bir varlığın insan doğasıyla teması, sıradan manzaraları bile ürkütücü birer tabloya çeviriyor.
Fragman
3. We Are the Flesh (2016) – Emiliano Rocha Minter
Yıkıntıya dönmüş bir şehrin griliğinde yıllardır hayatta kalmaya çalışan iki kardeş, ayakta kalan son binanın loş koridorlarına sığınır. Emiliano Rocha Minter'ın yönettiği bu kıyamet sonrası kabus, dışarının açlığını içerideki sapkın bir güçle takas eder.
Karanlık odaların sote köşelerinde kurulan baskıcı düzen, insan etiğini ve zihni zorlayan tekliflerle sınanır. Korku ve dramın iç içe geçtiği bu tekinsiz atmosfer, sınırları silinen ilişkilerin ve çürümenin beyaz perdedeki en ham hâlini sunuyor.
Fragman
4. Raw (2017) – Julia Ducournau
Veterinerlik fakültesinin ilk haftası, steril dersliklerden çok keskin kokulu koridorların ve tüyler ürpertici ritüellerin hüküm sürdüğü boğucu bir labirenttir. Aile baskısıyla büyümüş katı bir vejetaryen olan Justine, bu acımasız gruba uyum sağlamak için çiğ etle ilk kez temas eder.
Julia Ducournau'nun imzasını taşıyan bu korku ve drama sarmalı, genç bir bedenin içgüdüleriyle verdiği sessiz savaşı takip eder. Etin o karanlık ve baştan çıkarıcı çağrısı, Justine'in damak tadını aşarak zihnini kilitleyen vahşi bir dönüşümü tetikler.
Fragman
5. Taxidermia (2006) – György Pálfi
İkinci Dünya Savaşı'nın gölgesinde, kışlanın kasvetli odalarında başlayan bu absürt soy ağacı, etin ve bedenin sınırlarını zorlayan grotesk bir döngüye dönüşüyor. György Pálfi’nin imzasını taşıyan bu kara komedi, üç nesil erkek üzerinden insan doğasının en karanlık ve tuhaf dürtülerini masaya yatırıyor.
İlk kuşaktan devralınan doymak bilmez iştah, zamanla hız yarışlarına ve sonunda tahnit merakına evriliyor. Soğuk savaş atmosferinin sinsi ağırlığı altında şekillenen bu bağımsız yapım, mide bulandırıcı detaylarla örülü, surrealist bir kabusla absürt bir mizahı aynı sahnede buluşturuyor.
Film
6. Benny's Video (1992) – Michael Haneke
Viyana'nın steril burjuva apartmanlarında geçen günler, sadece mavi ekran parıltısı ve teyplerin sessiz mırıltısıyla akar. Michael Haneke imzalı bu suç ve drama eksenindeki yapımda, odasının karanlığına kapanmış on dört yaşında bir çocukla baş başayız. El kameralarının soğuk bakışı, steril yuvaların ardındaki boşluğu kayda geçirir. Şiddetin sıradanlaştığı bu evrende, amatör görüntüler gerçeğin yerini alır.
Film
7. Visitor Q (2001) – Takashi Miike
Televizyon kariyerini geride bırakmış bir babanın, eroin bağımlısı bir annenin ve evdeki şiddet sarmalında kaybolmuş çocukların çatısı altında zaman durmuş gibi. Takashi Miike, bu karanlık komedi damarında, banliyö sessizliğine gömülmüş çürümüş bir evliliğin en dipteki halini ekrana taşıyor. Kapılarını çalan yabancı ise bu sapkın düzene dışarıdan sızan tuhaf bir katalizör.
Ailenin kendi içindeki şiddet ve sapkınlık döngüsü, bu gizemli misafirin varlığıyla tuhaf bir dengeye evriliyor. Evin duvarları arasında yankılanan her sessizlik, sıradanlığın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyor.
Fragman
8. Nekromantik (1988) – Jörg Buttgereit
Sokaklarda geride kalan kanlı kalıntıları temizleyen bir adamın mesaisi, bulduğu taze bir cesedi eve taşımasıyla hastalıklı bir ev içi ritüeline dönüşür. Jörg Buttgereit imzalı bu rahatsız edici drama ve korku denemesi, saplantılı bir ilişkiyi ve tuhaf bir aşk üçgenini merkeze alır.
Sıradan görünen ev duvarları arasında kurulan bu tekinsiz düzen, arzunun ve ölümün sınırlarında dolanır. Kadın partnerin cesede gösterdiği ilgi derinleştikçe, evdeki tüm dengeler ve ortaklık sessizce çözülmeye başlar.
Fragman
9. Sweet Movie (1974) – Dušan Makavejev
Kraliçelik tacını takan genç bir kadının zengin bir süt kralıyla masalsı görünen evliliği, kısa sürede boğucu bir kafese dönüşür. Dušan Makavejev, bu tuhaf kaçış hikayesinde burjuva ahlakını ve toplumsal normları parça pinçik eder. Komedi ile absürt olanın sınırlarında gezinen film, çikolata kaplı sokaklardan devrimci komünlere uzanan tekinsiz bir rota çizer. Sürrealist tonu ve keskin avangard diliyle sinema salonlarının konfor alanını ezip geçerken, izleyiciyi grotesk bir ziyafetin tam ortasına bırakır.
Fragman
10. Sick: The Life and Death of Bob Flanagan, Supermasochist (1997) – Kirby Dick
Kistik fibrozis teşhisiyle henüz çocuk yaşta ölüm cetveline yazılan Bob Flanagan, ömrünün son yıllarını kendi bedenini bir tuvale çevirerek geçirir. Kirby Dick imzalı bu belgesel, sanatçının hastane odaları ile atölyeler arasında ördüğü sarsıcı dünyayı aralar.
Sadiomasochism ve sınır tanımaz performanslar, Flanagan için bir acıdan kaçış değil, varoluşunu tescilleme biçimidir. Ölümle burun buruna geçen günlerde, sanat ve beden arasınındaki bu sert bağ, izleyiciyi alışılagelmişin dışında bir direniş hikayesiyle baş başa bırakır.
Film
11. Even Dwarfs Started Small (1971) – Werner Herzog
Çorak bir volkanik adanın rüzgarlı yamaçlarında, zamanın akışı kurallardan ibaret bir tecrithanede askıda kalır. Werner Herzog'un grotesk mizah ve trajediyi harmanladığı bu absürt dram, dış dünyaya kapatılmış bir grup insanın içeride yarattığı sessiz patlamayı merkeze alır.
Yasaklanan bir gezi girişimi, beton duvarlar arasında biriken öfkenin ve kör bir yıkım arzusunun ilk kıvılcımı olur. Kısıtlı alanın yarattığı boğucu atmosfer, otoriteye karşı başlatılan anarşik bir isyana evrilir. Karakterler ellerine geçen her nesneyi bir direniş aracına dönüştürürken, kurumun soğuk koridorları absürt bir kaosun sahnesine dönüşür.
Film
12. Slaughtered Vomit Dolls (2006) – Lucifer Valentine
Kusma sesleri ve flüoresanların soluk sarı ışığı altında, gecenin gürültüsünde kaybolmuş bir beden. On dokuz yaşında, sokaklarda ve neon tabelaların altında tüketilmiş bir hayat, zihnin en karanlık dehlizlerine doğru sürükleniyor. Lucifer Valentine’ın yönettiği bu sarsıcı yapım, modern sinemanın konfor alanlarını tamamen reddediyor.
Karakterin bulimia nervoza ile olan fiziksel savaşı, şeytani kabuslar ve halüsinasyonlarla iç içe geçiyor. Görüntüler bozuldukça, anlatı da çözülüyor ve izleyiciyi kurtuluşu olmayan bir cehennem çukuruna çekiyor. Korku türünün sınırlarını zorlayan bu rahatsız edici deneyim, estetik kaygılardan arınmış, saf bir tükenişin portresi.
Fragman
13. August Underground (2001) – Fred Vogel
İşaretlenmemiş eski bir video kasetin evdeki oynatıcıya girdiği o an, karanlık odanın bütün dengesini bozar. Fred Vogel imzalı bu yapım, el kamerası estetiğini kullanarak seyirciyi iki seri katilin zihninin en kuytu köşelerine sürükler. Ekranda akıp giden görüntüler, hiçbir filtreye ihtiyaç duymadan şiddetin ve sapkınlığın ham halini doğrudan odaya taşır. Gözlerini kaçırmakla ekrana bakmaya devam etmek arasında sıkışıp kalan herkes için bu deneyim, sinema salonunun güvenli konforundan çok uzakta, rahatsız edici bir gerçeklik hissi bırakır.
Film
14. Happiness (1998) – Todd Solondz
New Jersey banliyölerinin steril sokaklarında, arkalarında gizli aşklar ve bastırılmış arzular taşıyan sıradan insanlar kendi yalnızlıklarında kaybolur. Todd Solondz, geleneksel değerlerin altını oyan kara komedi tonunda, mutsuzlukla örülü bu hayatları kesiştirir. Her biri insani bir temas arayışıyla sarsıcı kararlar alırken, aile içi çatışmalar ve karanlık sırlar gün yüzüne çıkar.
Film
15. Titicut Follies (1967) – Frederick Wiseman
Bridgewater eyalet cezaevinin kalın duvarları ardında zaman, beton koridorlarda yankılanan seslerden ibarettir. Frederick Wiseman, gözlemci sinema anlayışını sonuna kadar zorlayarak bu kapalı dünyanın olağan akışını kayda geçiriyor. Güvenlik görevlilerinin rutini ile mahkumların çaresizliği aynı karede eriyor.
Koğuşların ve muayene odalarının havasız atmosferi, kurumun işleyişini en çıplak haliyle gözler önüne seriyor. Dram ve belgesel sınırlarında gezinen bu yapım, içerideki insan manzaralarını hiçbir yorum katmadan doğrudan izleyiciye bırakıyor.
Fragman
16. Salò, or the 120 Days of Sodom (1976) – Pier Paolo Pasolini
İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerinde, faşizmin mutlak iktidar hırsı İtalya'nın sakin bir köşesinde kilitli kalır. Pier Paolo Pasolini, Marquis de Sade'ın sapkın metnini ekranlara taşırken izleyiciyi karanlık bir zihinsel ablukaya hapsediyor. Güç zehirlenmesinin ve sadizmin insan eti üzerinde kurduğu tahakküm, ekrandan sızan boğucu bir ağırlık yaratıyor. Siyasal çürümenin ve sapkınlığın sınırlarında, insanlığın en ilkel dürtüleri hiçe sayılıyor.
Korku ve dram türünün en sert örneklerinden biri olan yapım, yasaklı geçmişiyle sinema tarihinin en tedirgin edici köşesinde duruyor. Dört yozlaşmış libertenin kontrolündeki bu kapalı alan, otoritenin birey üzerindeki mutlak yıkımını gözler önüne seriyor. Pasolini'nin uzlaşmaz felsefesi, seyirciyi kolayca sindirilemeyecek bir rahatsızlıkhaliyle baş başa bırakıyor.
Fragman
17. A Serbian Film (2010) – Srđan Spasojević
Emekli bir pornografik film yıldızı, ailesini maddi açıdan rahatlatacak son bir teklifi kabul ettiğinde, sıradan hayatı birdenbire paramparça olur. Srđan Spasojević imzalı bu karanlık suç ve korku denemesi, Sırbistan’ın kasvetli sokaklarında zihinsel sınırları zorlayan bir kabusa kapı aralar. Milos, sanat adı altında sahnelenen sapkınlıkların ve şiddet sarmalının içinde kendi akıl sağlığını korumaya çalışırken, kamera lensi arkasındaki vahşet her geçen saniye daha da derinleşir. Seyirciyi rahatsız etmekten çekinmeyen bu gerilim filmi, sinemanın en uç noktalarındaki kontrolsüz karanlığı gözler önüne seriyor.
Fragman
18. Irreversible (2002) – Gaspar Noé
Paris'in karanlık tünellerinde, zaman geriye doğru akar. Gaspar Noé imzalı bu sarsıcı drama ve gerilim, seyirciyi başladığı anın ötesine, felaketin köklerine doğru tersine bir yürüyüşe çağırır. Sokak lambalarının soluk ışığında yankılanan adımlar, geri alınamaz bir gecenin izini sürer. Nihilist bir öfkenin ve kör bir intikam arzusunun harmanlandığı bu amansız yapım, izleyicisini zihinsel bir çıkmaza hapseder. Zamanın akışına karşı duran bu yolculuk, şehrin yeraltı kabusunda yankılanmaya devam eder.
Fragman
19. Gummo (1997) – Harmony Korine
Xenia kasabasının arka sokaklarında zaman, geçmişte kopup gelen kasırganın bıraktığı enkazla birlikte donmuş gibi akar. Solomon ve Tummler, beton duvarların arasında, sprey hoxaları ve amaçsız avlanmalarla bu boşluğu doldurmaya çalışır. Harmony Korine imzalı bu kara komedi, kural tanımaz genç erkek dostluğunun ve banliyö çürümesinin en ham halini ekrana taşır. Sokaklarda dolaşan yalnız yüzler, kasabanın tozlu havasında kendi absürt ritimlerini yaratır. Hiçbir yere varamayan bu sürükleniş, seyirciyi modern hayatın kenar mahallelerindeki kasvetli bir zihin haritasıyla baş başa bırakır.
Fragman
20. Pink Flamingos (1972) – John Waters
Baltimore banliyölerinin tahrip edilmiş karavan mahallesinde, sınır tanımayan bir provokasyon yükseliyor. John Waters'ın ellerinden çıkan bu komedi ve suç melezi, popüler kültürün tüm ezberlerini hiçe sayarak kendi yasalarını yazıyor. Yeraltı dünyasının kraliçesi Divine, kendisini tahtından etmeye yemin etmiş yozlaşmış bir çiftle karşı karşıya geliyor. Pislik kavramını estetik bir direnişe dönüştüren bu absürt çekişme, iyi aile değerlerini ve toplumsal normları parça parça ediyor. Her karesi norm dışı bir enstalasyon gibi işleyen film, izleyiciyi konfor alanından tamamen koparıyor. Karavan parklarının sefaleti, saplantılı bir rekabetle birleştiğinde ortaya çıkışı imkansız bir kaos tablosu çıkıyor.
Fragman
21. Cannibal Holocaust (1980) – Ruggero Deodato
Amazon yağmur ormanlarının nemli ve tekinsiz derinliklerinde kaybolan bir belgesel ekibinin ardında bıraktığı teneke kutular, uygarlık iddiasındaki insanın karanlık yüzünü gün ışığına çıkarıyor. Ruggero Deodato imzalı bu korku yapımı, bir kurtarma misyonunun ötesine geçerek izleyeni bataklığın ve vahşi ritüellerin ortasına bırakıyor. Kamera kayıttayken sınırların nasıl silindiğini gösteren bu buluntu film, izleyiciyi medeniyet ile ilkel olanın çarpıştığı tekinsiz bir coğrafyada baş başa bırakıyor.
Fragman
22. Freaks (1932) – Tod Browning
Çadırın ardındaki o loş dünyada ruhanî bir kibirle sirk çadırını dolaşanların ezici bakışları hâkimdir. Tod Browning, bu karanlık dram ve horror kurgusunda seyirciyi ucube gösterilerinin en hakiki yüzüyle baş başa bırakır. Trapez sanatçısının parlak cazibesi, kalabalığın ortasında kurulan tehlikeli bir romantizm illüzyonunu besler. Sevgi ve ihanet aynı çatı altında, kulis arkasındaki fısıltılarda büyür. Çadırın demirbaşları kendi aralarındaki bağa sığınırken, dışarıdaki dünyanın ikiyüzlülüğü yavaş yavaş su yüzüne çıkar. Gerçek canavarların kim olduğu, çadırın sönmeye yüz tutmuş ışıkları altında netleşmeye başlar.
Fragman
23. The Piano Teacher (2001) – Michael Haneke
Viyana'nın soğuk ve steril Viyana konservatuvar odalarında geçen bu drama, bastırılmış arzuların ve karanlık dürtülerin gölgesinde ilerliyor. Michael Haneke, müziğin disipliniyle ruhun çözülüşünü aynı masaya yatırıyor. Erika Kohut, otoriter annesinin gölgesinde, piyano tuşları arasında sıkışıp kalmış bir kadın. Genç bir erkeğin ısrarlı takibi, bu kontrollü dünyanın sınırlarını zorlamaya başlıyor. İlişkinin dinamikleri değiştikçe, bastırılan her şey yüzeye çıkıyor.
Fragman
24. I Stand Alone (1999) – Gaspar Noé
Atık kâğıtların ve beton bulantısının arasında, eski bir at kasabının zihni sessizce çözülüyor. Gaspar Noé imzalı bu sarsıcı drama ve gerilimde, işsizliğin ve ekonomik krizin kıyısındaki bir adamın Paris banliyölerinden başlayan öfke dolu yürüyüşüne tanık oluyoruz.
İç sesin zihni kemiren monologları, kentin griliğiyle birleşiyor. Toplumun dışına itilmiş bir karakterin intikam arayışı, karanlık bir nihilist atmosferde ilerliyor.
Film
25. Man Bites Dog (1992) – Rémy Belvaux, André Bonzel, Benoît Poelvoorde
Kameranın lensi bu kez soğuk bir nesnelliğe değil, pişkin bir katilin günlük mesaisine odaklanıyor. Belgesel ekibi, Ben'in arkasında bıraktığı şiddet izlerini kaydetmekle yetinmiyor; saniyeler ilerledikçe bu absürt ve karanlık ortaklığın gönüllü birer parçasına dönüşüyor.
Rémy Belvaux, André Bonzel ve Benoît Poelvoorde imzalı bu kara komedi, suç ile sıradan olanın sınırlarını bulanıklaştırıyor. Ben bir yandan vahşi eylemlerini sürdürürken, diğer yandan sanat, müzik ve hayat üzerine fütursuzca gevezelik ediyor. Ekip ise kayda devam ettikçe suç ortaklığının kaçınılmaz bataklığına saplanıyor.
Film
26. Day of the Woman (1978) – Meir Zarchi
Şehirden uzak, ıssız bir kulübenin sessizliği yazmaya çalışan genç bir kadının sığınağıdır. Ormanın derinliklerindeki bu izole atmosfer, kısa süre içinde yerel zorbaların şiddetine sahne olan boğucu bir kabusa dönüşür.
Meir Zarchi imzalı bu bağımsız korku filmi, hayatta kalma mücadelesini ve sabırlı bir intikam planını merkeze alır. Jennifer, uğradığı vahşetin ardından ölüme terk edilmiştir ancak yaşadığı yıkımı soğukkanlı bir avcının kararlılığıyla dengelemeye kararlıdır.
Sistemli bir avın adım adım kurulduğu anlatı, izleyiciyi karakterin zihinsel dönüşümüne ortak eder. Geri dönüşü olmayan bu karanlık hesaplaşma, doğanın ortasında sessiz ama sert bir hesap kesme biçimidir.
Fragman
27. Begotten (1991) – E. Elias Merhige
Tanrı'nın ölümünün ardından çorak bir toprakta başlayan doğanın sancılı yeniden doğumunu izliyoruz. E. Elias Merhige, sinemanın sınırlarını zorlayan bu avangart deneyde izleyiciyi kelimelerin bittiği karanlık bir evrene çağırıyor. Görüntüler neredeyse tamamen soyutlanmış bir kâbusu fısıldıyor. Çıplak ormanların ortasında yankılanan vahşet, izleyicisini rahat konfor alanından tamamen koparıyor. Kamera, en ilkel dürtülerin ve çürümenin izini sürerken hiçbir teselli sunmuyor. Tam anlamıyla tekinsiz bir görsel işitsel deneyim.
Film
28. Crash (1996) – David Cronenberg
Asfaltın sıcaklığı ile metalin soğukluğu birbirine karışırken, otoban kenarındaki o hurda yığını sadece bir kaza anını değil, bambaşka bir arzunun kapısını aralar. David Cronenberg yönetmenliğindeki bu gerilim ve dram yolculuğu, beden ile makinenin kesiştiği noktada yeni bir dil kuruyor. Trafik kazalarının yarattığı o tekinsiz çekim, karakterleri şehrin yeraltındaki sapa noktalarına doğru sürüklüyor. Metal hurdaları ve taze yaralar, bastırılmış dürtülerin dışavurumuna dönüşüyor. Her fren sesi, hastane koridorlarında yankılanan tekinsiz bir fısıltı gibi zihne kazınıyor. Erotizm ile yıkımın bu denli iç içe geçtiği, seyirciyi konfor alanından uzaklaştıran o karanlık sokaklar, modern dünyanın mekanikleşmiş tutkularını gözler önüne sermeden, sadece hissettiriyor.
Film
İlişkili Akımlar ve Temalar
361bin okuma
Yasaklı Filmler Listesi
69bin okuma
Kült Türk Filmleri Listesi
185bin okuma
Sexploitation - Seks İstismar Filmleri Listesi
Anasayfa
Film
Kürasyon
Kritik
Menü
