Turksploitation - Türk İstismar Filmleri Listesi
Turksploitation - Türk İstismar Filmleri Listesi
0
Film
0 dk.
Okuma Süresi
0 bin
Görüntülenme
Turksploitation filmler istismar türleri arasında ülke ile özelleştirilmiş alt türler arasında yer alır. Filmler genel olarak B veya Z film olarak nitelendirilebilecek filmlerdir. Bu filmler, Blockbuster olarak nitelendirilen filmleri araklayaran (rip-off) mockbuster'ların alt türü olarak kendine sınıflandırmada yer bulur. Turksploitation'lar da diğer ülke için özelleştirilmiş istismar türleri gibi istismarı, ülkeye ait motifler ile birlikte filmlere işlemiştir. Turksploitation filmler kısa bir süre için Türk sinema pazarında önemli bir paya sahip olmuş, çok fazla sayıda üretilmiş ve üreticileri için önemli bir gelir kaynağı haline dönüşmüştür. Turksploitation'ların ilk örnekleri arasında yer alan Drakula İstanbul'da gibi filmler, referans noktaları olan eserlere uygun olmayı denerken zamanla asıllar bir kenara bırakılarak filmler daha sansasyonel hale getirilip maliyetlerinin düşürülmesi için bambaşka şeylere evrilmeye başlanmştır.
BM
Bahadır Mahmut
Küratör
İlişkili Akımlar ve Temalar
69bin okuma
Kült Türk Filmleri Listesi
221bin okuma
Kült Filmler Listesi
22bin okuma
Bağımsız Filmler Listesi
16bin okuma
B Filmler Listesi
Turksploitation filmler doğrudan rip off (uyarlamanın biraz daha ötesinde; araklama, çarpma) kategorisinde değerlendirilmesi gereken; asıllarından çakma karakterler, senaryolar ve hatta bazen çok ileri giderek görüntü, sesler ve soundtrackler barındıran yapımlardır.
Önemli yapımlarının noktasal başarılarını bir kenara bırakırsak Türk sinemasının global ölçekte sinema içerisinde dönem olarak kendine en çok yer bulduğu alanların başında Turksploitation filmler gelir.
Turksploitationlara Uzanan Yol
Türk sineması endüstrileşmeye başladığı 40'lı yılların sonundan itibaren ve 50'lerde sadece ekipman, teknik ve yöntemleri değil öykü, senaryo, oyunculuk yaklaşımı vb. gibi sinema öğelerini de yurt dışından daha çok Amerika'dan almaya başlamıştır. Bu aslında aynı dönemde kendi sinemasını oluşturmaya çalışan çoğu ülke sinemasının yaşadığı bir durumdu. Türk sinemasının başlangıcında sinema içerisinde tiyatro kültürü halen baskınlığını sürdürürken, birçok uyarlama ve esinlenme aslına uygun olma çabasıyla çekilmeye çalışıldı. Bunların en iyi örneklerden biri Dracula İstanbul'da filmiydi.
60'lara gelindiğinde ise sinema hem tiyatro ile birçok noktada bağlarını koparmış hem de kendine çok daha ticari bir yer edinmişti. İstisnalar bir kenara bırakılırsa çekilen filmler ticari niteliği ön plana çıkan melodramlar ve komedilerdi. Sektör içerisine girmek ve girdikten sonra tutunmak oldukça zordu. Fakat ortada izleyici talebi ile sürekli büyüyen bir pazar bulunuyordu ve paylaşılacaktı. Genellikle sosyolojik ve ticari sebeplerle sinemada kendilerine yer bulmaya çalışan fakat başarılı olamayan yeni oyuncu, yönetmen ve yapımcılar çözüm yolu arıyordu. Bu oyuncu, yönetmen ve yapımcılar yanlarına evirdikleri izleyici kitlesini de katarak, kendi kapalı ekonomilerini yaratacaktı. Bunun için çözümleri basitti: Dönemine göre yüksek oranda sansasyon, şiddet ve cinsellik barındıran filmler çekmek. Ticari olarak düşünüldüğünde ideali bu üç öğeyi bir arada vermek olsa da izleyici kitlesine göre oranlar zamanla değişim gösterecekti. Şiddet konusu "kavgacılar" olarak tabir edilen genç ve hevesli erkek oyuncu güruhu ile çözümlenirken, cinsellik için kendisine sinemada yer bulmaya çalışan aktris olma hayali ile yanıp tutuşan genç kızlar hazırdı. Geriye tek kalan şey sansasyondu. Sansasyon için yardıma araklamalar (rip off) yetişti.
Turksploitation Filmlerin İstismar Sineması İçerisinden Konumlandırılması
Rip off (veya knock off da denir) başka film veya filmlerden araklamala yaparak kendi filminin yapısını veya belki de sadece bir sahnesini inşa etme eylemine denir. Rip off yapımlar araklayacakları filmleri Blockbuster filmler -kapalı gişe oynaması hedeflenen büyük yapımlar, örneğin Titanic (1997)- (veya filmi çekilse blockbuster olarak çekilebilecek eserler) arasından seçiyorlar ve ortaya çıkan yeni film, B film veya Z film tipine yaklaşıyorsa karşılaştığımız şey bir Mockbusterdır. "Mock-buster" filmler içerisindeki "mock", "sahte" anlamı kadar "alay etme" anlamı ile de block-buster filmlerin karşısında durmaktadır. Mockbusterlar, İstismar Sinemasının bir alt türü olarak değerlendirilirken Türkiye'de ki değişkenler Türkiye'de çekilen mockbusterlar için durumu farklılaştırmıştır.
60 ve 70'lerde film endüstrisinin üzerindeki denetimsizlik,
Sektörün ticari olarak büyüme trendine girilmesi,
Politik sebepler,
Telif ihlallerinin hiçe sayılması,
Telif ihlali ile ortaya çıkan düşük maliyetler,
Yapımcı ve yönetmenlerdeki para hırsı ve narsizme ulaşan kendine güven,
Kısmen ulaşılabilir hale gelmiş dijital efektler -bazı filmler için- ve
Tüm ilgi çekicilikleri ile bulduğu hatırı sayılır iç pazar
mockbuster filmlerin sayısını Türkiye'ye özel bir alt kategori olan Turksploitationı oluşturacak seviyeye ulaştırmıştır.
Turksploitationlar, Türk sinemasının melodram ve komedi bataklığına saplanışı ile erotik dönem çözülmesi arasında yer alan ve her ikisine de geçişkenlik gösteren dönemi oluştururlar. Bahse konu dönem başında ve sonunda birer tane askeri darbe barındırır.
İstismarın Sınırları
Mockbusterları ve tabi ki Turksploitationları diğer tüm istismar sineması tür ve alt türlerinden ayıran özelliği istismar edilen şeyin doğrudan sinemanın kendisi olmasıdır. İstismarın anlatılması, gösterilmesi ve yapılmasına ilave olarak istismar edilen ile istismar ortamı kesiştirilmiştir. Bu durum mockbuster izleyicisi için eğer öncesinde mockbusterın araklandığı orijinal filmi (eseri) izlemiş ise kendi belleğinin istismarı olarak da şekillenir. Turksploitationlar özelinde konu bazen istismarın da ötesine geçebilir. Bazen bu filmler iç pazarda orijinali olarak itelenmeye çalışılmıştır. Orijinalinin Türkiye pazarı içerisine giremediği durumlarda, itelemeler çok daha sempatik görünse de ortadaki "şey"in bir eserden daha çok ticari ürün olduğu unutulmamalıdır. İşin ilginç yanı diğer ülkelerden farklı olarak seyircinin de bu istismara ortak olmasıdır. Seyirici özellikle Anadolu'da bu filmleri boş bırakmamış ve çoğu filmin seri filmler haline dönmesine sebep olmuştur. Erotik döneme yaklaşırken -ki bu durum erotik dönemde de devam eder- film yapımcıları sinema salonu işletmecilerinden aldıkları geri dönüşlere istinaden filmleri şekillendirmeye başlamışlardır.  Sonuçta aynı kafa yapısındaki üreticiler ve tüketiciler ile sığlaşan "sinema" kendi kendini kemiren bir hal alıp halen içinden çıkamadığımız kaotik duruma gelmiştir.
Orijinaller
İstismar edilen eserlerin büyük bir bölümünün ortak özellikleri Amerika kaynaklı olmasıdır. Diğer çoğu gibi Türk halkının da sempati duyduğu çizgi roman ve filmlerin Amerika'dan çıkıyor olması, orijinal filmlerin kendi coğrafyasında yakaladığı yüksek izlenme oranları ve global bilinirlikleri, dönemin politik etkileri Amerika'nın hedef alınması için kritik sebeplerdir.
Turksploitationlar, Amerika ile bazen hesaplaşmaya, bazen denklik kurmaya, bazen üstünlük sergilemeye, bazen ise sadece Amerika'yı tiye almaya çalışır. Araklanan filmler Amerika'nın en önemli sinema, çizgi roman ve diğer klasikleridir: Superman, Star Wars, Star Trek, Spider Man, E.T., Wizard of Oz ve diğer bir çoğu. Özellikle Star Wars'ın en iyi mockbusterı olarak değerlendirilebilecek Dünyayı Kurtaran Adam, araklama meziyetlerin en üst seviyede sergilendiği bir filmdir, kısa zamanda kültleşmiştir.
Turksploitationların Sonu
Yukarıdaki sebeplerden ötürü diğer ülkelerin mockbusterlarından farklı olarak Turksploitationlar, çekildikleri coğrafyanın üst seviye aktör ve yönetmenlerini barındırmaktadır: Metin Erksan, Eşref Kolçak, Sadri Alışık, Cüneyt Arkın, Neriman Köksal bunlardan bazılarıdır. Seyirci, işletmeci, yapımcı üçgeni kendi yarattıkları pazar içerisinde eridikçe  sansasyon, şiddet ve cinsellik unsurları daha fazla ve keskin şekilde sergilenmeye başlamıştır. Ta ki VHS ve televizyonun sinema izleyicisinin özellikle "kadın kısmı"nı ve nihayetinde çiftleri eve hapsedişine kadar. Sinema salonları baskı toplumu içerisinde ergenliklerini yaşamaya çalışan veya yaşayamamış olan güruha terk edilmiştir. Turksploitation formülü çökmüştür. Bu son aynı zamanda sinemanın son çırpınışı olacak erotik dönemin de başlaması anlamına gelmektedir.
En İyileri
Dünyayı Kurtaran Adam (1982)
Süpermen Dönüyor (1979)
Kilink Istanbul'da (1967)
Seytan (1974)
Yılmayan Şeytan (1972)
Seçki Listesi
Küratörün Sıralaması
1. Yılmayan Şeytan (1972) – Yılmaz Atadeniz
Yılmaz Atadeniz'in ellerinden çıkan Yılmayan Şeytan, 1973 yılının o kendine has, sınır tanımayan sinemasal kaosunu doğrudan sokaklara taşıyor. Genç bir adam, aslında bir süper kahramanın soyundan geldiğini öğrendiği an maskesini takar ve şehrin karanlık sokaklarında adaleti aramaya başlar. Karşısında ise dünyayı ele geçirme planları yapan bıyıklı bir kötü adam vardır. Bu düşük bütçeli aksiyon ve bilim kurgu deneyi, sıradan mantık kurallarını tamamen bir kenara bırakıyor. Seyircisini tuhaf bir nostaljiye ve absürt maceralara davet eden yapım, Türk sinema tarihinin en nevi şahsına münhasır kült duraklarından biri olarak sinema masamızda yerini alıyor.
2. 3 Dev Adam (1973) – Tevfik Fikret Uçak
İstanbul sokakları, sıradan suç dalgalarının çok ötesinde bir kaosa teslim olmuş durumda. Emniyet teşkilatı bu dipsiz kuyudan çıkış ararken, sınırların ötesinden gelen iki alışılmadık figür şehrin kaderine ortak oluyor. Tevfik Fikret Uçak'ın ellerinde biçimlenen bu absürt aksiyon evreni, camp estetiğinin ve yerli sinema cüretinin en yabani örneklerinden biri olarak karşımızda duruyor. Maskeli katillerin ve suikastçıların mesken tuttuğu bu yeraltı dünyasında, ikonik kahramanlar hiç görmediğimiz bir coğrafyada kıran kırana bir mücadelenin içine çekiliyor. Düşük bütçeli prodüksiyonun yarattığı o ham ve otantik doku, izleyiciyi 1970'lerin tozlu İstanbul’una bırakıyor. Kuralların geçerli olmadığı bu sokaklarda adalet, garip müttefiklerin yumruklarıyla aranıyor.
3. Turist Ömer Uzay Yolu'nda (1973) – Hulki Saner
Atılgan uzay gemisinin steril koridorları, Yeşilçam'ın absürt mizahıyla çatıştığında ortaya başka bir evren çıkıyor. Hulki Saner'in imzasını taşıyan bu yapımda, bilim kurgu klişeleri yerli yerinde dururken, zaman makinesinin çektiği misafir her şeyi değiştiriyor. Orin 7 gezegeninde Kaptan Kirk ve ekibi gizemli bir ölümle sarsılırken, düğün masasından kopup gelen Turist Ömer uzayın derinliklerinde buluyor kendini. Komedi ve bilim kurgu unsurlarını kendine has bir doğallıkla harmanlayan film, Yeşilçam'ın deneysel ama bir o kadar da saf mizah anlayışını beyazperdeye taşıyor. Uzayın sonsuz sessizliği, sokak ağzıyla konuşan bir İstanbul meleziyle ilk kez böyle tanışıyor.
4. Zorro kamcili süvari (1969) – Yılmaz Atadeniz
Don Alvarez'in zulmü altında inleyen Meksika topraklarında halkın tek umudu siyah pelerinli bir gölgedir. Vali her yerde bu gizli kahramanı ararken, çiftlik sahibinin şehirden dönen narin oğlu Alberto ise ne yazık ki kasabanın sert gerçekliğinden uzaktadır. Yılmaz Atadeniz'in kamerası, tozlu yollarda at koşturan maskeli bir adaletin izini sürerken, dönemin western estetiğini kendine has bir yerli sinema diliyle harmanlıyor. Cesaretin ve kimlik değiştirmenin o döneme ait tozlu atmosferi, izleyiciyi doğrudan bir halk efsanesinin ortasına bırakıyor.
5. Altin Çocuk (1966) – Memduh Ün, Ray Bowman
Londra sokaklarının serin havasından İstanbul'un tozlu ve hareketli mahallelerine uzanan bu macera, klasik bir gizli ajan hikayesinden çok daha fazlasını barındırıyor. Memduh Ün ve Ray Bowman ikilisinin yönettiği yapım, şehrin sokaklarında yankılanan yumruk sesleri ve eksilmeyen bir kovalamaca temposuyla izleyiciyi karşılıyor. Beyaz kedisini seven tehlikeli bir adamın atom bombası planları, arka planda tüm şehri sararken, kahramanımız o bilindik tatil havasından sıyrılmak zorunda kalıyor. Doğu ile batının kesiştiği noktada geçen bu suç ve macera sarmalı, dönemin sinema estetiğini kendi mahalli ruhuyla harmanlayan özgün bir seyir sunuyor.
6. Örümcek Adam (1966) – Cevat Okçugil
Kayıp bir makaradan arta kalan tek şey, karanlık sokaklarda yürüyen maskeli bir adamın silueti. Cevat Okçugil’in yönettiği bu suç ve macera denemesinde, kahraman bildiğimiz figür çizgilerin dışına taşıp suç ağlarının tam ortasında kalıyor. Polisin telsiz sesleri ile yeraltının karanlık pazarlıkları arasında sıkışan bu bilimkurgu kırıntısı, sinemanın kayıp arşivinde yerini alıyor. Kimsenin izlemediği, izlerinin sadece sararmış kağıtlarda yaşadığı tekinsiz bir sokak hikayesi.
7. Kilink Istanbul'da (1967) – Yılmaz Atadeniz
İstanbul’un tozlu ve tekinsiz sokakları, yerli sinemanın en kendine has kötüsünün gölgesi altında titriyor. Yılmaz Atadeniz kamerasını suç ve fantazi türünün sınırlarında gezdirirken, şehri merkeze alan karanlık bir kumpasın fitilini ateşliyor. Gizli formülü ele geçirmek için kat ettiği mesafede, ecza kokan zindanlar ve maskeli yüzler izleyiciyi bekliyor. Karşısında ise sıradan bir adamın doğaüstü bir güçle dönüşüm geçirdiği o tuhaf eşik duruyor. Kötülüğün bu tavizsiz mimarı, şehri labirent gibi kullanan adımlarıyla izini kaybettiriyor.
8. Yarasa adam - Bedmen (1973) – Günay Kosova
Günay Kosova'nın yönettiği 1973 yapımı bu bilimkurgu ve komedi denemesi, Gotham'ın tanıdık sokaklarını çok başka bir evrene taşıyor. Pelerinlerin bazen sırtta rüzgar aldığı bazen de tamamen kaybolduğu bu absürt dünyada, ikili suçla savaşmadıkları anları striptiz kulüplerinde geçiriyor. Kedisini seven kel bir kötü adam ve James Bond melodilerinin eşlik ettiği sahneler, dönemin yerli sinema kültürünün en tuhaf köşesini işaret ediyor. Çizgi roman sayfalarından fırlayan ama kuralları kendi yazan bu gece, izleyiciye bambaşka bir nostalji vadediyor.
9. Süpermen Dönüyor (1979) – Kunt Tulgar
Gökyüzünün derinliklerinden gelen doğaüstü güçler, Yeşilçam'ın kendine has o döneme ait arka sokaklarında yankılanıyor. Kunt Tulgar'ın yönettiği bu sıra dışı bilimkurgu ve macera evreninde, sıradışı yeteneklere sahip kahramanımız şehrin altını üstüne getiren yer altı çeteleriyle amansız bir mücadeleye girişiyor. Plastik pelerinlerin ve derme çatma özel efektlerin yarattığı o naif atmosfer, dönemin Türk sinemasına özgü cesur ve absürt ruhunu, hiçbir süslemeye ihtiyaç duymadan doğrudan ekrana taşıyor. Sokak lambalarının sarı ışığı altında, adalet kavramı tamamen kendine has kurallarla yeniden yazılıyor.
10. Kara simsek (1985) – Çetin İnanç
Kardeşinin yokluğunun bıraktığı boşluk, beton odalarda yankılanan gölge bokslarıyla doluyor. Serdar, kaybettiği hayatın acısını kum torbalarına vurarak dindirirken ringin ışıklarına doğru yürümeye hazırlanıyor. Çetin İnanç’ın yönetmen koltuğunda oturduğu bu yerli drama, taşranın tozlu sokaklarında kendi küllerinden doğmaya çalışan bir adamın inatçı mücadelesini ekrana taşıyor. Büyük laflar etmeyen, ter kokan ve gerçeğin kendisinden beslenen bir azim hikayesi.
11. Seytan (1974) – Metin Erksan
Ouija tahtasının üzerinde gezinen tedirgin parmaklar, on iki yaşındaki Gül’ün odasına karanlık bir misafir taşır. Evin duvarlarına sinen o görünmez ağırlık, ne bir çocukluk kabusu ne de geçici bir ateşli hastalıktır. Metin Erksan’ın kamera arkasında gerilimi ilmek ilmek ördüğü bu korku tablosunda, masumiyetin sessizce yitişine tanıklık ederiz. Kızının içindeki yabancı varlıkla baş etmeye çalışan ruh doktoru ve şeytan çıkarma ritüelinin deneyimli ismi, unutulmaz bir inanç sınavının eşiğindedir. Dualar ve tıbbi müdahaleler birbirine karışırken, oda yavaşça kasvetli bir ayin alanına dönüşür.
12. Badi (1983) – Zafer Par
Seksenlerin tozlu ve ıssız taşra yollarında, uzaydan gelen sessiz bir misafir dünya topraklarına ayak basar. Zafer Par imzalı bu yapım, evini özleyen kayıp bir ruhun çocukluk masumiyetiyle kesiştiği anları kayda alır. Bilimkurgu ve aile türlerinin sınırlarında gezinen film, yabancı bir varlıkla kurulan saf dostluğu merkezine alır. Büyük prodüksiyonların gürültüsünden uzak, yerel sokakların ve tenhaların arasında şekillenen bu buluşma, seyirciyi nostaljik ve melankolik bir atmosferin içine bırakır.
13. Dünyayı Kurtaran Adam (1982) – Çetin İnanç
Kartonpiyer kayalarla örülü ıssız bir çöl gezegeni, düşük bütçeli bir uzay operasının en ham haliyle karşımızda duruyor. Çetin İnanç'ın yönetmen koltuğunda oturduğu bu yapım, sınır tanımaz hayal gücünün ve dönemin imkansızlıklarının elinde şekillenen absürt bir macera sunuyor. Çöl kumları üzerinde yankılanan ilkel dövüşler ve çalakalem efektler, sinema tarihinin en kendine has köşelerinden birini işaret ediyor. İzleyiciyi başka bir evrene taşımaktan ziyade, kendi garip gerçekliğinin içine çeken bu tuhaf deneyim, Yeşilçam'ın ucuz ama cesur estetiğini gözler önüne seriyor.
İlişkili Akımlar ve Temalar
69bin okuma
Kült Türk Filmleri Listesi
221bin okuma
Kült Filmler Listesi
22bin okuma
Bağımsız Filmler Listesi
16bin okuma
B Filmler Listesi
Anasayfa
Film
Kürasyon
Kritik
Menü