Jean Vigo[/caption]1930’ları yılların başında Fransız sinemacıların filmleri yukarıdaki bileşenlerin etkisi ile ilk Şiirsel Gerçekçilik eserlerinin sinemada ortaya çıkmasına sebep oldu. 1930 yılında Jean Vigo tarafından çekilen kısa metraj À Propos de Nice (1930) Şiirsel Gerçekçiliğin ilk ve en karakteristik filmi olarak kabul gördü.
Jean Renoir portreleri, babası Auguste Renoir tarafından[/caption]Şiirsel Gerçekçilik önemli yönetmenler tarafından benimsendi ve geliştirildi. Pierre Chenal, Julien Duvivier, Fean Grémillon, Jean Renoir, Albert Valentin gibi yönetmenler akıma önemli katkı sağladı. Yönetmenler ve filmleri büyük ölçüde sol görüşe yakındı. Filmlerde sosyo-ekonomik alt sınıfların sorunlarına yer verildi. Set ve dekor kullanımı önceki dönemlere göre azaltıldı. Film çekimleri genellikle gerçek ortamlarda yapıldı. Gerçek ortamlarda, gerçek ışık ve ses koşullarında, toplumun içerisindeki gerçek kahramanlar ile filmler kurgulandı. Teknik geliştirmeler sadece ortam sesi ve ışık üzerine değildi. Mise-en-scene (sahneleme) oluşturulması, net alan derinliği, kadraj oluşturulması, kamera hareketleri, uzun planlar, geniş açılı panlar ve daha birçoğu devrimsel nitelikte geliştirmeler yapıldı. Teknik ile anlatım yöntemi tamamen birleştirildi. Tekniğin bu denli gelişiminde Jean Renoir’ın yeri çok önemliydi. Renoir 1894’te, Paris’te, Empresyonist ressam Pierre-Auguste Renoir’in ikinci oğlu olarak doğdu. 1913 yılında d’Aixen-Provence Üniversitesi’nde felsefe ve matematik eğitimini tamamladı. Önce süvari sonra ise pilot olarak 1. Dünya savaşında Fransa için savaştı. Mesleği çömlek ve seramikçilikti. Babasının ölümünün ardından kalan mal varlığı ile bir film şirketi kurup eşi Andrée Madeleine Heuschling’i filmlerinde oynatmaya başladı. Renoir eğitim ve askeri geçmişinin yanında babasının sanatsal birikiminden ve sanatçı çevresinden de çok fazla şey öğrendi. Renoir çektiği filmler ile Şiirsel Gerçekçiliğin teknik gelişiminin öncüsü ve en iyi uygulayıcısı haline geldi. Andre Bazin Renoir’ın sinemaya katkısına en iyi tanımlamayı getirdi: “Perdenin gerçek doğasını Renoir’dan daha iyi kimse kavrayamadı; hiç kimse resim ve tiyatroyla onun yarattığı belirsiz analojileri aşamadı. Plastik olarak ekran, çoğunlukla bir tuvalin sınırlarına uyacak şekilde yapılır ve dramatik şekilde sahneden sonra modellenir. Bu iki geleneksel referansı göz önünde bulundurarak yönetmenler, ressam ve sahne yönetmeni gibi görüntülerini bir dikdörtgen içinde kutulanmış olarak algılamaya eğilimlidirler. Farklı olarak Renoir, ekranı basit bir dikdörtgen değil, daha ziyade kamerasının vizörünün homotetik yüzeyi olarak algılar. Bu bir çerçevenin tam tersidir…” “…Teknik olarak bu ekran anlayışı, yanal alan derinliği olarak adlandıracağım şeyin ve montajın neredeyse tamamen ortadan kalktığını varsayar. Çünkü bize gösterilenler yalnızca bizden saklanan şeyler açısından önemli olduğundan ve orada gördüklerimizin değeri sürekli tehdit altında olduğundan, mizansen kendini ekranda gösterilenlerle sınırlayamaz. Sahnenin geri kalanı, etkin bir şekilde gizlenmiş olsa da, var olmayı bırakmamalıdır. Eylem ekranla sınırlı değildir, eylem ekrandan geçer. Ve kameranın görüş alanına giren bir kişi, bir belirsizlikten, bir tür hayali “sahne arkasından” değil, eylemin diğer alanlarından gelir. Aynı şekilde, kamera harekette herhangi bir delik veya ölü nokta yakalamadan aniden dönebilmelidir.”[caption id="attachment_22828" align="alignnone" width="600"]
Andre Bazin[/caption]Andre Bazin, Jean Renoir (1971). Dönemin bir başka önemli ismi ise aktör Jean Gabin oldu. Jean Gabin akımın en önemli bir çok filminde rol aldı. Sergilediği performans ile Şiirsel gerçekçilik akımının ve dönemin Fransız sinemasının ve en fazla tanınan sanatçısı haline geldi: The Grand Illusion (1937), Port of Shadows (1938), Pépé le Moko (1937), The Lower Depths (1936), Le Jour Se Leve (1939), La Bête Humaine (1938) … Şiirsel Gerçekçilik aynı dönemde etkileri devam eden Fransız film akımları arasında global ölçekte kendisinden en fazla bahsettiren akım oldu.
Sinematografik Endüstrilerin Organizasyonu Komitesi[/caption]Fransız sinemasının hayatta kalabilmesi fonlanması ve Alman sansürünün aşılabilmesi için Paris merkezli Sinematografik Endüstrilerin Organizasyonu Komitesi (Comite d’organisation de l’Industrie Cinematographique) (COIC) kuruldu. Alınan önlemlerin ardından ithal filmlerinin sayısı azalırken Fransız filmlerinin sayısı giderek arttı. Fakat önemli sinemacıların Fransa’yı terk etmesi hem de Almanların baskısı sebebiyle çok az sayıda iyi film çekilebildi. 1945 yılında Alman işgalinden kurtulan Fransa sineması köklü bir değişime girdi ve Fransız Şiirsel Gerçekçilik akımı son buldu.